Kur’an bizlere indirilmiş bir yaşam kaynağıdır, rehberdir. Bu kaynaktan doğru istifade etmek isteyen, onun özünde yatan öğretiyi, mantığı ve adaleti, önce anlayabilmek adına çaba harcamalıdır. Bunu yaparken de, yine bizzat Kur’an'dan, ayetler üzerinde dikkatle düşünerek istifade etmelidir, ancak önce kafamızdaki tüm rivayet ve sanı bilgilerden kurtulup YALNIZ ALLAH'A, ONUN KİTABINA GÜVENİP DAYANARAK daha sonra Kur'an'ı okumaya ve anlamaya başlamalıyz ki, Kur'an bizlere kendisini açsın. Bunu yapmıyor da, birilerinin etkisinde onların sözleriyle Kur’an'ı anlamaya çalışıyorsak, asla doğru anlayamayız, HAK yol üzerinde olduğumuzdan emin olamayız. Bu yazımda sizlere bir ayet hatırlatmak, DAHA SONRADA BU AYET ÜZERİNDE SİZLERİ ÇOK HASSAS, DİKKATLE HİÇBİR ETKİ ALTINDA KALMADAN, KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE, DÜŞÜNMEYE DAVET ETMEK İSTİYORUM. Çünkü bu ayete ve içinde geçen bir kelimeye, öyle anlamlar veriliyor ki günümüzde, Kur’an'ın özüne, öğretisine, Allah'ın emri KISAS ve Allah'ın adalet anlayışına tamamen ters düşüyor. Konu biraz uzun ve detaylı, lütfen sabırla okuyunuz.
Maide 38: YAPTIKLARINA BİR KARŞILIK VE ALLAH’TAN CAYDIRICI BİR MÜEYYİDE OLMAK ÜZERE HIRSIZ ERKEK İLE HIRSIZ KADININ ELLERİNİ KESİN. ALLAH, MUTLAK GÜÇ SAHİBİDİR, HÜKÜM VE HİKMET SAHİBİDİR. (Diyanet meali)
Aynı ayeti, farklı tercümeden de örnek verelim. "Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve ALLAH'TAN BİR DERS OLMAK ÜZERE GÜÇLERİNİ KESİNİZ. Allah, izzet ve hikmet sahibidir." Gerçekten Allah bu ayette hırsızlık yapan kadın, erkek bizzat ellerini kesin diyor olabilir mi? YOKSA ELLERİNİ KESİN DERKEN, YARADAN BAŞKA BİR ŞEYDEN BAHSEDİYOR OLMASIN. HATIRLATMAK İSTERİM, ELİNİ KESİN DEĞİL, ELLERİNİ KESİN DİYOR.
Kur’an'da geçen bazı deyimler vardır, AYAKLARINI KAYDIRDI, AYAKLARIMIZI YERE SAĞLAM BASTIR, ADALETİ DİMDİK AYAKTA TUTMAK, KÖKÜNÜ KESMEK, SAĞIR KESİLMEK, KULAK KESİLMEK, ARDINI ARKASINI KESMEK, KÖKLERİ KESİLMEK, SİMSİYAH KESİLMEK, ÜMİDİ KESMEK. Kur’an bu yöntemi çok kullanır, dikkatimizi çekmek istediği konularda. Üzerinde düşünerek, Kur’an bütünlüğünde verdiği örnekler yoluyla, ayetleri anlamamızı sağlar. Gelelim ayete. Bu ayette yazıldığı gibi, hırsızlık yapanların, kadın erkek ayrımı yapmadan, detay vermeden hemde tek el değil çoğul kullanarak, ellerini fiziksel anlamda kesin demesi mümkün değildir. Günümüzde bir tabir vardır, sizlere hatırlatamak istiyorum. Sevmediğimiz bir insan hakkında şöyle deriz. "BU ADAMI HİÇ SEVMİYORUM, BU ADAMIN BURADAN ELİNİ AYAĞINI KESİN DE, BİR DAHA GÖRMEYEYİM." Bakın bu sözlerden siz bizzat, O kişinin elini ayağını kesin diyemi anladınız? Elbette hayır. Bu şahıs buraya bir daha gelmesin, onu görmek istemiyorum, onun için gerekenleri yapın anlamında söylenmiş bir sözdür. Maide suresi 38. ayette özet olarak söylemek gerekirse Allah, HIRSIZLIK YAPANIN HIRSIZLIKTAN ELLERİNİ KESİN, YANİ HIRSIZLIKTAN UZAKLAŞTIRACAK BİR CEZA VERİN ONA DİYOR.
Bu konuyu anlamaya devam edelim. Hiç uyarı yapılmadan, tövbe etmesine zaman tanımadan, pişman olmasına zemin hazırlamadan, hırsızlığın nedenleri araştırılıp, böyle bir ortamı ortadan kaldırmak adına hiçbir çaba harcanmadan, hırsızlıkta yakaladığınız kişilerin ellerini hemen kesin diyor olabilir mi? Sizce bu Kur’an öğretisine, Allah ın adaletine KISAS HÜKMÜNE UYUYOR MU? GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN BİR CEZA VERMİŞ OLABİLİR Mİ RABBİMİZ? Bu ceza elin kesilmesidir dersek, işin kolayına, basitine kaçmış, ayrıca ayeti de hiç anlamamış oluruz. Kur’an adaletine de, bu düşünce ters düşer. TEKRAR ETMEK İSTİYORUM, AYETE DİKKAT EDERSENİZ ÇOĞUL ANLAMDA, YANİ HER İKİ ELDEN BAHSEDİYOR. Bu sözler üzerinde de, dikkatle düşünmemiz gerekmiyor mu? Eğer Allah hırsızlık yapanın gerçek anlamda elinin kesilmesini isteseydi, detay vererek şu şartlar oluştuğunda bir elini, bu şartlar olduğunda iki elini kesin diye, açıklama yapardı. HANİ ALLAH, BİZ HERŞEYDEN NİCE ÖRNEKLERİ, DEĞİŞİK İFADELERLE VERDİK Kİ ANLAYASINIZ DİYORDU. BU DÜŞÜNCE KUR’AN ADALETİ İLE KUR’AN'IN ANLATIM, AÇIKLAMA, HÜKÜM VERME ŞEKLİNE ASLA UYMUYOR. Bahse konu ayetin devamına bakalım, acaba Allah hırsızlıktan vazgeçip, tövbe edenler için nasıl bir açıklama getirmiş?
Maide 39: HER KİM DE İŞLEDİĞİ ZULMÜNÜN ARKASINDAN TÖVBE EDİP DURUMUNU DÜZELTİRSE KUŞKUSUZ, ALLAH ONUN TÖVBESİNİ KABUL EDER. ŞÜPHESİZ ALLAH, ÇOK BAĞIŞLAYANDIR, ÇOK MERHAMET EDENDİR. (Diyanet meali)
Hırsızlık yapan bir insanın ellerini, ona mühlet vermeden, zaman tanımadan kestik. Bu insanda yaptığı bu yanlışı anladı farkına vardı, Allah'a tövbe edip vazgeçti. Allah bile, ben tövbesini kabul ederim, durumunu düzeltirse diyor. Bu durumda hırsızlık yapanın ellerini fiziksel anlamda kesin diye anlarsak, bu insanın tövbe etmesi, ellerini geri getire bilir mi? Bakın bu ayet ile bir önceki ayeti karşılaştırdığımızda, Maide 38. ayette geçen, ellerinin kesilmesi sözünden, bizzat ellerinin bıçakla kesilmesini anlarsak, devamındaki ayetle bütünlük arz etmiyor, ters düşüyor. DEMEK Kİ ELLERİNİN KESİLMESİ BİR DEYİM, BURADA FARKLI BİR ŞEY ANLATILIYOR. GELİN ONU DAHA İYİ ANLAMAYA, NETLEŞTİRMEYE ÇALIŞALIM, RABBİMİZİN İZNİYLE. Hatırlayalım Nur suresi 2. ayetinde Allah ne diyordu?
"ZİNA EDEN KADIN VE ZİNA EDEN ERKEKTEN HER BİRİNE YÜZ CELDE/ SOPA VURUN; ALLAH'A VE AHİ RET GÜNÜNE İNANIYORSANIZ, ALLAH'IN DİNİNDE (HÜKÜMLERİNİ UYGULARKEN) ONLARA ACIYACAĞINIZ TUTMASIN. MÜMİNLERDEN BİR GURUP DA ONLARA UYGULANAN CEZAYA ŞAHİT OLSUN." ( Nur suresi 2)
Dikkat ederseniz tıpkı, Maide suresi 38. ayette olduğu gibi, hem kadından hem de erkekten bahsediyor. Yani hırsızlık yapan ya da zina yapan erkek ve kadın diye başlıyor her iki ayet. Sizce hırsızlık yapan için ellerini kesin, zina yapanlar için ise, yüz kırbaç vurun hükmü arasında, çok büyük bir fark görülmüyor mu? Sizce zina yapan kadın yada erkek, Allah'tan af dileyip bağışlanma istediğinde ve bir daha zina yapmayacağına söz verdiğinde, Allah böyle kullarını bağışlamaz mı? Bu durumda zina yapan, yanlışını anlayıp bir daha bu suçu işlemediğinde, kaybı belki vücudunda biraz acı, geçecek olan yara izleri, üzüntüsü olacaktır. Ya hırsızlık yapanın tövbe edip, bu yanlıştan vazgeçmesi halindeki, durumu ne olacak dersiniz? Böyle bir adaleti, nasıl olurda Allah'a nispet ederiz. Hani Allah yemin ederek bu dini, bu kitabı sizler için kolaylaştırdık diyordu, unuttuk mu Allah'ın bu hükmünü?
Eller gitti, geride gelmesi mümkün değil. Lütfen dikkat, Nur suresi 2. ayetinde CELDE konusunda sakın onlara acımanız tutmasın diyordu. Ayrıca ibret olsun diye bir toplumun huzurunda yapılmasını istiyordu. Eğer hırsızlık yapanın ellerini kesin sözünden, bizzat kesmeyi kast etseydi, aynı ikazı da özellikle yapmaz mıydı Allah bizlere? Hem ellerinin kesilmesine acımayın, hem de toplumun göreceği yerde yapında, ibret olsun demez miydi Allah? ELLERİNİN KESİLMESİ Mİ DAHA ÇOK ACINACAK BİR DURUM, YOKSA BİR İNSANIN KIRBAÇLANMASI MI, NE DERSİNİZ? Şimdide aşağıdaki ayeti anlamaya çalışalım.
"EY RESUL! İNANMIŞ KADINLAR, ALLAH'A HİÇBİR ŞEYİ ORTAK KOŞMAMAK, HIRSIZLIK YAPMAMAK, ZİNA ETMEMEK, ÇOCUKLARINI ÖLDÜRMEMEK, ELLERİYLE AYAKLARI ARASINDA BİR İFTİRA UYDURUP GETİRMEMEK, İYİ İŞİ İŞLEMEKTE SANA KARŞI GELMEMEK HUSUSUNDA SANA BİAT ETMEYE GELDİKLERİ ZAMAN, BİATLARINI KABUL ET VE ONLAR İÇİN ALLAH'TAN MAĞFİRET DİLE. ŞÜPHESİZ ALLAH, ÇOK BAĞIŞLAYANDIR, ÇOK ESİRGEYENDİR." ( Mümtehine 12)
Yukarıdaki ayete bakalım. İman eden kadınların, Allah'ın Elçisine gelerek bir söz vermelerinden, anlaşma yapmalarından bahsediyor. Ayete dikkat ediniz lütfen. Bu kadınların hırsızlık ve fuhuş yapmaktan uzak kalmaları konusunda sözleşmelerini kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile diyor. Bu ayette bile daha önce belkide hırsızlık yapmış, ama yapmayacağına söz veren kadınlardan bahsediliyor. Sizce Allah'ın elçisi daha önce hırsızlık yapmış şüphesi olan, ama yapmayacağına söz vermiş bir kadının bağışlanmasını Allah elçisinden isteyecek, ama bizzat kendisi bağışlamayacak, ellerini mi kesin diyecek? Şimdide bu ayette geçen, şu cümle üzerinde lütfen sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum. "ELLERİYLE AYAKLARI ARASINDA, BİR İFTİRA UYDURUP GETİRMEMEK.."
Bakın, başka bir deyim, benzetme. ELLERİ VE AYAKLARI ARASINDA İFTİRA ATMAK. İşte Kur’an'ın anlatım şekli. Doğru olmayan bir konuda kendi nefislerinde, kendilerince uydurup iftira atmak, yalan söylemek, dedi kodu yapmak. Anlamaya çalıştığımız ayette geçen, hırsızlık yapanın ellerini kesin sözleri de, böyle bir deyim den başka ne olabilir? Eğer gerçekten, ellerinin kesilmesi emredilmiş olsaydı, bu konuda çok açık bir izah yapılmış olması gerekirdi. Örneğin el kesilme cezası, nelerin çalındığında uygulanmalıdır. Hiçbir ayrım yapmadan mı kesilecektir. Tek elimi, çift elimi. Uyarı yapılmayacak mı? Bu durumda eğer Allah, hırsızlık yapanın ellerinin bizzat kesilmesini isteseydi, bu konuda detaylı bilgi kesinlikle verirdi. ALLAH ONUN İÇİN DÜŞÜN AKLINI KULLAN EY KULUM DİYOR, AKLINI KULANMAYANI DA PİSLİK İÇİNDE BIRAKIRIM BOŞUNA DEMİYOR.
Şimdi de sizlere günümüze kadar gelen, bu konu ile ilgili rivayetlerden örnekler vermek istiyorum. Hatırlatmak isterim, yazacaklarım rivayettir gerçek olmama ihtimali her zaman vardır. Bu örneklere, bu düşünce ışığında bakalım lütfen. Bizlere ulaşan rivayet bilgilere göre, Hz. Ömer'in yaşadığı halkın kıtlık yıllarında, bu ayetin hükmünü askıya aldığı anlatılır. Bu emir, yani hırsızlık yapanın ellerinin kesilmesi emri, adaletli bir yaşamın hükmü oluştuğunda geçerlidir diye de açıklık getirilir toplum genelinde. Hemen soralım kendimize, madem Allah el kesme emrini verdi, neden bu konuda bir açıklama, detay yok Kur’an'da? Bu söylenilenleri neden Kur’an'da göremiyoruz da, rivayetlerden öğreniyoruz. Haşa Allah düşünemedi de, yaratılmış beşer mi düşündü? Bunu düşünen yok mu? Konumuzla ilgili, bazı rivayet hadislerden örnekleri görelim.
6759 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: "Humusa ait kölelerden biri humus malından çalmıştı. Bu hâdise Resulullah'a haber verildi. Hırsızın elini kesmedi. "(Hepsi de) Allah Teâla hazretlerinin malıdır, bazısı bazısını çalmıştır" buyurdular."
6760 - Abdurrahman İbnu Avf anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Muhtelis (yankesici) kimseye el kesme cezası verilmez."
6761 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ne meyve sebebiyle ne de keser (denen hurma göbeği) hırsızlığı sebebiyle el kesilmez."
1596 - Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zamanında, hırsızın eli, bir deri kalkanın değerinden daha düşük bir eşya için kesilmezdi. Kalkan, türs veya hacefe diye iki çeşitti, ikisinin de belli bir değeri vardı."
Buhârî, Hudud 13; Müslim, Hudud 5, (1684); Muvatta, Hudud 24, (2, 832); Tirmizî, Hudud 16, (1445); Ebü Dâvud, Hudud 11, (4383); Nesâî, Sârik 9, (8, 77–81).
1597 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) üç dirhem kıymetindeki bir kalkanı çalan hırsızın elini kesti."
Buhârî, Hudud 13, Müslim, Hudud 6, (1684); Muvatta, Hudud 24, (2, 832); Tirmizî, Hudud 16, (1445); Ebü Dâvud, Hudud 11, (4484); Nesâî, Sârik 9, (8,77–82).
Sizlere bazı rivayet hadisleri naklettim. Önce hepsinin rivayet olduğunu, inancımıza delil kanıt asla olamayacağını söylemek isterim. Lütfen bu bilgiler üzerinde düşünelim. Sizler bu örneklerden ne anladınız? Eğer hırsızlık yapanın, elinin kesilmesi gerçek anlamda emrediliyor olsaydı, köle özgür ayrımı yapılmazdı. Yapılıyor olsaydı, tıpkı fuhuş yapan kölenin cezası, özgür olana verilenin yarısı verilmelidir diyerek, Kur’an'da ayrım yapılır belirtilirdi. Rivayet hadiste, yankesiciye el kesme cezası verilmez diyor. Peki, kime verilir? Bazı yiyecekler sayılıyor, bunları çalana da el kesme cezası verilmez diyor. Düşünebiliyor musunuz üç dirhem değerinde bir malı çalanın elinin kesildiği örneği veriliyor. Bunlar doğru olabilir mi sizce? BU CEZA, ALLAH'IN BİZLERE VERMEYE ÇALIŞTIĞI, ADALET ANLAYIŞINA, KISAS HÜKMÜNE UYUYOR MU? Ne yazık ki rivayetler, işte böyle inancımızı sarmış ve neye inanacağımıza doğru karar veremez olmuşuz.
Allah Kur’an'da kısas yapmanız gerektiğinde, SİZE YAPILAN MİKTARLA CEVAP VERİN DER. Yani duygularımıza yenik düşmeden, haddi aşmamızı engeller. Sizce Allah'ın bu emrini/hükmünü almış bir insan, kendisinden hırsızlık yapan bir kişiye karşı, geri dönüşü olmayan elinin kesilmesi cezasını istemesi, Kur’an'ın hükmüne uyuyor mu? Siz böyle yapılmasından, huzur ve mutluluk duyar mısınız? Hiç sanmıyorum. Bizlerin yapacağı ve Kur’an'ın istediği bu hırsızlığın sebebini araştırmak ve (şu sözlerime dikkat ediniz lütfen) bu hırsızın bir daha hırsızlık yapmaması için, DEVLETİ YÖNETENLER GEREKEN ÖNLEMLERİ ALMALI. BU İŞTEN ELİNİ, ETEĞİNİ KESMEK ADINA, NE GEREKİRSE YAPILMALIDIR. Bakın sizlere yine bir rivayet hadis nakletmek istiyorum. Bu hadislerin tamamını, Kütübü sitte de bulabilirsiniz.
1610 - Şâ'bî (rahimehullah) anlatıyor: "İki kişi, üçüncü bir şahsın hırsızlık yaptığına dair şahitlikte bulundular. Bunun üzerine Hz. Ali (radıyallâhu anh) adamın kolunu kesti.
Bu iki kişi gidip bir müddet sonra diğer bir adamı getirip: "BİZ HATA ETMİŞİZ, HIRSIZLIĞI YAPAN O DEĞİLMİŞ (BU İMİŞ)" DEDİLER. HZ. ALİ (RADIYALLÂHU ANH) BUNLARIN ŞAHİDLİĞİNİ İPTAL EDEREK (GETİRDİKLERİ BU ŞAHIS ALEYHİNDE KABUL ETMEDİ. Ayrıca) onlara, önceki adamın diyetini yükledi ve: "Bilsem ki siz bu işi bilerek yaptınız, kollarınızı keserdim" dedi".
Ne yazık ki rivayetler Kur'an'ın yerini almış. Değerli din kardeşlerim, bakın gördünüz mü olayın önemini. Suçsuz yere el gitti, geri gelmesi de mümkün değil. Allah'ın adaletinde, asla bu tür hatalar olmaz. Kur’an öyle bir düzen kurulmasını sağlamaya çalışıyor ki, insan hatalarını en aza indirecek hükümler veriyor ve detaylı açıklamalar yapıyor. Yine bu konuda, çok dikkat çekici bir rivayet daha nakletmek istiyorum.
1609 - Cünâde İbnu Ümeyye'den rivayete göre, Büsr İbnu Ertât (radıyallâhu anh) demiştir ki: "Resûlullah (aleyissalâtu vesselâm)'ı dinledim: "SEFERDE ELLER KESİLMEZ" DİYORDU." Tirmizî deki rivâyette "gazvede. . ." denmiştir.
Tirmizî, Hudud 20, (1450), Ebû Dâvud, Hudud 18, (4408); Nesâî, Sârik 16,(8,91).
Lütfen yukarıdaki rivayet üzerinde düşünelim. Bir toplum suçu olan hırsızlık eğer seferberlikte, sefere çıkıldığında ya da savaşta işlenmiş ise, suçun cezası artar. Fakat dikkat ederseniz yukarıdaki rivayette, tam tersi söyleniyor. Hırsızlık suçuna meyilli olanlar, toplumun böyle zor bir anından, daha çok istifade etmeye çalışmazlar mı? Hatırlayınız depremde, kargaşa zamanlarında, toplumsal terör anlarında, savaşta yağmalar ve hırsızlık daha çok olmuyor mu? Bu durumdayken verilen cezalar, kat kat artırılmıyor mu? ELBETTE BİZLERE DÜŞEN AYETLERİ, RİVAYETLERE GÖRE DEĞİL, KUR’AN'A GÖRE DÜŞÜNEREK ANLAMAYA ÇALIŞMAK OLMALIDIR.
Hatırlayınız Allah haksız yere insan öldürüldüğünde, ölen kişinin velisine, ölüm kıssasını affetmesinin yetkisini veriyor ve cezayı hafifletebileceğini söylüyor. Ama bizler, hırsızlık yapanın direk elinin kesileceğine inanıyoruz. Hırsızlıklı mı ağır ceza, yoksa haksız yere birisini öldürmek mi? Eğer gerçekten elin kesilmesi emredilseydi, burada elin kesilip kesilmeme yetkisini, çalınan malın sahibine verilmesi gerekirdi, ama böyle bir bilgi Kur'an'da göremezsiniz. Bizler bu konuda, Kur’an'dan bilgilenmeye devam edelim. Allah verdiği hükümler konusunda, bakın nasıl net açıklamalar yapıyor. Örneğin Allah'ın resulüne savaş açarak, bozgunculuk çıkaranlara neler yapılacağı konusunda, nasılda çok net ve sert bir açıklama yapıyor.
Maide 33: Allah’a ve Elçisine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk için çalışanların cezası ancak ve ancak ÖLDÜRÜLMELERİ VEYA ASILMALARI VEYA DÖNEKLİKLERİ NEDENİYLE ELLERİNİN VE AYAKLARININ KESİLMESİ YA DA (BULUNDUKLARI) YERDEN SÜRÜLMELERİDİR. Bu, onlar için dünyadaki rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Yukarıdaki ayet Allah resulüne, iman edenlere karşı savaş açanların, sözünde durmayıp barışı bozanların durumu ile ilgili, ne kadar detaya giriyor. Bir kısmı ölümü hak etmiştir, öldürülür diyor. İbret olsun diye ellerini ve ayaklarını kesin diyor. Bakın burada düşmanın sözünde durmayıp, Müslümanları öldürmeye geldiklerinde barışı bozdukları için, çok kesin ve keskin cezaları sayıyor ve ellerini ayaklarını kesin diyor. Çünkü suç çok büyük. Ya da yine durumlarına göre sürgün edilebileceği açıklamasını yapıyor. Bakın her detay var konu ile ilgili. Bu ayeti okuyan bir insan başka sorular soruyor mu? Çünkü birçok şartlarda insan var, Allah Resulüne karşı barışı bozup, savaşa girenler arasında. Her türlü alternatif sunulmuş. Peki, hırsızlık yapanın, kadın erkek ellerini bizzat kesin diye anlarsak, birçok soru aklımıza gelmiyor mu? Geliyorsa, ellerin bizzat kesilmesi Allah'ın emri asla olamaz. Bakın Allah bizlere, rehber olsun diye gönderdiği kitap için ne diyor.
Kamer 17: Andolsun biz, KURAN'I ÖĞÜT ALMAK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. Öğüt alan yok mudur?
Kamer 22: Yemin olsun ki, biz KURAN'I ÖĞÜT VE İBRET İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK. Fakat düşünen mi var?
Acaba Allah'ın birçok kez yemin ederek, öğüt almak için kolaylaştırdığı kitapta, zina yapana yüz kırbaç vurun derken, hiç ayrım yapmadan, hangi konularda nasıl davranılacağı konusunda açıklama dahi getirmeden, hırsızlık yapanlara bir şans dahi vermeden, KISAS HÜKMÜNE ASLA UYMAYAN, hırsızlık yapanın iki elini de kesin der mi? İki eli kesilen bir insan, bir başka insana muhtaç yaşamak zorunda kalır. Allah'ın böyle bir emir verebileceğine nasıl inanırız?
İNSANIN ELLERİ ÖZGÜRLÜĞÜDÜR VE HER NE YAPARSA ELLERİYLE YAPAR. POLİS SUÇLU BİR İNSANI YAKALADIĞINDA, ÖNCE ELLERİNİ BAĞLAR. ÇÜNKÜ İNSANIN ELLERİ GÜÇ KAYNAĞIIDIR. ÖNCE ONU KULLANMASINI ENGELLER. ALLAH'TA AYETİNDE BUNU SÖYLÜYOR. HIRSIZLIK YAPANIN GÜCÜNÜ KESİN, YANİ ELLERİYLE HIRSIZLIK YAPAMAYACAK BİR ORTAMI HAZIRLAYIN ONA DİYOR. LÜTFEN UNUTMAYALIM, ALLAH MÜHLET VERİR VE ASLA GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN BİR CEZAYI, BİZLERİN VERMESİNİ İSTEMEZ. HER İKİ ELİ KESİLEN BİR İNSAN, ÖMÜR BOYU BİR BAŞKASININ BAKIMINA MUHTAÇ KALIR, HİÇ BİR İŞİNİ KENDİSİ YAPAMAZ. SİZCE ALLAH BÖYLE BİR HÜKÜM VERİR Mİ? ALLAH'IN ADALETİNİ SİZLER KUR’AN'DAN, BÖYLEMİ ANLADINIZ?
Kur’an geçmişte yaşanan olayları, bizlerin ayetleri daha iyi anlaması için örnekler vermiştir. Sizlere bu konu ile ilgili, çok dikkat çekici bir örnek vermek istiyorum. Kur’an'dan, Hz. Yusuf ve kardeşlerinin kıssasını hatırlayınız lütfen. Kardeşinin yükü içine, onlara bir ders vermek için, kralın değerli su tasını koyduğu ve bu kafileyi hırsızlıkla suçlamasından sonra, kardeşine verilen cezayı hatırlayınız. Bakın Allah bu örnekleri, bizlere boşuna vermiyor. Eğer hırsızlığın karşılığı ellerin kesilmesi olsaydı, bu örnekten çok açık anlaşılırdı. Burada Hz. Yusuf özellikle kardeşinin çuvalına, kendisinin koyduğu ve bunu sebep gösterip, onun özgürlüğüne bedel istemesi, yani onu alıkoyarak göndermemesi, bir başka şekliyle, hiçbir yere gidemeyerek, ellerinin kollarının bağlanması anlatılıyor. Hatta Kur’an deyimiyle ellerinin kesilmesi, istediklerini yapamaz hale getirmesi, özgürlüğünün kısıtlanması, sizce çok açık anlatılmıyor mu? Hz. Yusuf kıssasından, sanırım alacağımız büyük ders var bu konuda. Yusuf suresi 74. 75. ayette heybesinde kralın tası çıkıp, hırsızlık ile suçlananlar, bakın bu suçun cezası nedir diye soruyor ve ne cevap alıyorlar. İki mealden verelim ki daha iyi anlaşılsın.
“Onun cezası” dediler, “KİMİN DENKLERİ ARASINDA BULUNURSA, ONUN ONA KARŞILIK REHİN ALINMASIDIR: biz bu (suçu işleyen) zalimleri işte böyle cezalandırırız!”
( [Mısırlılar:] “Peki, eğer yalan söylüyorsanız, bu [yaptığınızın] cezası nedir?” dediler. “Bunun cezası”: diye cevap verdi [Yakub'un oğulları], “[kupa] KİMİN DENKLERİ ARASINDAN ÇIKARSA [YAPTIĞININ] CEZA(SI) OLARAK TUTSAK EDİLİR![Bu suçu işleyen] zalimleri biz işte böyle cezalandırırız”. )
Peki, bu sözler ne anlama geliyor? Allah bu örneği bizlere Kur'an'da, boşuna mı veriyor? Hırsızlık yapan, çaldığı malın sahibine, kendisinin özgürlüğünü emanet edecek ve adeta elleri kesilmiş bir insanın durumu gibi, karşılık veremez halde itaat edecektir. Kur’an'da bu ayetlerin devamına baktığımızda, hırsızlık yapanın alıkonacağını, yani tutuklanacağından bahsediliyor. Allah Nahl suresi 126. ayetinde bizlere bir öğüt verir ve derki.
Nahl 126: EĞER CEZA İLE KARŞILIK VERECEKSENİZ, ANCAK SİZE YAPILAN KÖTÜLÜĞÜN TÜRÜ VE MİKTARI İLE KARŞILIK VERİN. Eğer sabrederseniz, elbette ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.
Ayete bakarmısınız lütfen. ALLAH İŞLENEN SUÇ KARŞISINDA SABIRLI OLURSANIZ, SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR DİYECEK, AMA BİRİLERİ BİZDEN BİR ŞEY ÇALINCA, HİÇ DÜŞÜNMEDEN ARAŞTIRMADAN, BU KİŞİYİ AFFETMEYİ AKLIMIZA BİLE GETİRMEDEN, ELLERİNİN KESİLMESİNİMİ İSTEYECEĞİZ? NE OLDU ALLAH'IN AYETLERİNİN UYARILARI. KUR’AN'DAN UZAKLAŞINCA, SONUÇ NE YAZIK Kİ BÖYLE OLUYOR. Diyelim bir kişi, bizim bir miktar paramızı çaldı. Sizce Allah bu durumda, yukarıdaki ayet doğrultusunda, yada Kur'an'da kısas ile ilgili diğer ayetleride göz önünde tuttuğumuzda, bu çalan kişinin elinin kesilmesini istediğini söylüyor diyebilir miyiz? Yoksa bu hırsızlığa, denk bir cezamı verin diyor? Onun özgürlüğünün kısıtlanması, yani hapsedilmesi ya da hırsızın konumuna göre, çaldığı malın ya da paranın iadesi ve belli bir zaman eğitimden geçirip, topluma hazırlamak gibi. Bir başka şekliyle düşünürsek, çaldığı malın karşılığı kadar, ayrıca ceza olarak, hizmette bulunması diyebiliriz. BAKIN DÜŞÜNDÜKÇE, NE KADAR MANTIKLI, CAYDIRICI CEZALAR GELİYOR AKLA. HİÇ BİRİMİZİN AKLINDAN, ELLERİNİ KESİN BUNUN DİYE GEÇMEZ, BUNU DA İSTEMEYİZ ZATEN. EĞER BİZİM AKLIMIZA GELMİYORSA, BUNU ALLAH'TA EMRETMEZ. BUNU UNUTMAYALIM. Allah yemin ederek, kolaylaştırılmış din gönderdim diyorsa bizlere, hırsızlığın cezası asla ellerin kesilmesi olamaz.
Bu yazdıklarım, benim Kur’an'dan anladıklarımdır, yalnız beni bağlar. Sizlere düşen Kur’an'ı birçok kez anlayarak okuyup, Allah'ın önerdiği gibi ayetler arasında bağ kurup, üzerinde düşünüp, akıl yürütüp, Rabbin adaletini de göz ardı etmeden, onu anlamaya çalışmak olmalıdır. İmtihanımızın da özü, bu değil mi zaten. Dilerim Allah'tan batılın ve rivayetlerin etkisinde kalmadan doğru düşünen, doğru muhakeme edebilen, hakka batıl karıştırmayan, Allah'ın halis kullarından oluruz.
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK