Bir ilahiyatçı kardeşimiz, yazdığım bir yazıma verdiği cevabı, sizlerle paylaşıp üzerinde birlikte düşünmeye sizleri davet ediyorum. Çünkü bana verdiği cevap, İslam toplumunun Kur’an'ı ve inancını hangi kaynaklardan, nasıl öğrenip yaşadığımıza güzel bir örnek. Bu konu çok önemli, çünkü toplum bu yanlış inancın etkisinde. Onun için detaylı yazmak zorunda kaldım. Makalem biraz detaylı uzun, lütfen sabırla okuyunuz. Önce arkadaşımızın cevabını yazalım.
“Haluk bey hiçbir İslâm âlimi meal ya da tefsir okumayın demez. ÇÜNKÜ HERKESİN ARAPÇA BİLMESİ DÜŞÜNÜLEMEZ. Elbette Allah'ın hangi mesajları olduğunu anlaması için faydalanması lazım. FAKAT MEALİNİN YA DA TEFSİRİNİN KUR'AN'IN KENDİSİNE EŞİT OLDUĞUNU SÖYLEMEK, KUR'AN'A EN BÜYÜK HAKSIZLIKTIR. Çünkü Kur'an hem lafzıyla hem de manası ile Allah kelamıdır ve onun bildiğimiz ya da hala çözemediğimiz birçok özellikleri vardır. ONUN TERCÜMESİNİN YA DA MEALİNİN KUR'AN OLDUĞUNU SÖYLEMEK, YA CAHİLLİKTİR YA DA ONA İHANETTİR. Şimdi sana soruyorum İstiklal Marşımızın Fransızca ya da İngilizce tercümesi onun aynısı mıdır? Onun verdiği anlamı duyguyu ruhu ne kadar yansıtır? Bir düşünün.”
Önce şunu söylemek isterim. KUR'AN YALNIZ ARAPÇA ŞEKLİDİR, BAŞKA DİLLERE TERCÜMESİ KUR'AN DEĞİLDİR DEMEK, ALLAH'IN EŞİ BENZERİ OLMAYAN NURUNA YAPILACAK EN BÜYÜK SAYGISIZLIKTIR. TEFSİR ELBETTE KUR'AN OLAMAZ. ONA ANCAK TEFSİR EDENİN, KUR'AN'DAN ANLADIĞIDIR DERİZ. Eğer bu düşünce doğrudur dersek, Kur'an'ın yalnız Araplara indirildiğini kabul etmemiz gerekir ki, Allah tüm aleme indirdiğini söylüyor. Şöyle düşünün lütfen, madem Kur'an'ı en doğru kendi dillerinden indirilmnş Araplar anlıyor, neden Allah'ın Kitabı Kur'an ile yetinmeyip mezheplere farklı fırkalara neden ayrılıp beşeri rivayetler ışığında İslam'ı yaşıyor, bunu sormamız ve sorgulamamız gerekmez mi? Elbette yalan yanlış bilgiler ışığında tercüme edilen, topluma yanlış bilgiler veren bir kitaba Kur'an diyemeyiz, ancak tahrif edilmeye çalışılan Kur'an diyebiliriz. Bunu Kitap Ehli yaptı, yapmaya devam ediyor. Arkadaşımızın Kur’an kelimesinin anlamını, tam anlayamadığı kanısındayım.
Önce bir konuyu açıklığa kavuşturmalıyız. Kur’an'ın anlaşılır ve açık olan ayetleri, MUHKEM yani dinin anası, temeli bizlerin sorumlu olduğumuz ayetlerdir. Müteşabih ayetler ise zamanla, ilim adamları tarafında ortaya çıkartılacak ayetler olduğunu, yine Kur’an'dan öğreniyoruz. Konumuz sorumlu olduğumuz, MUHKEM ayetler. Bir sözü ya da cümleyi, herhangi bir dile çevirdiğinizde anlamı değişmez, lütfen bunu unutmayalım. Yazdığımız bir cümle, hangi dilde olursa olsun her kelime, farklı kalıplarda ama anlamı değiştirilmeden istediğimiz dile çevirebiliriz. BİLİM ADAMLARININ YAZDIĞI TÜM KİTAPLAR, NASIL HER DİLE ÇEVRİLİYOR VE ANLAŞILIYORSA, KUR'AN'DA AYNI ŞEKİLDE ÇEVRİLİR. KUR'AN YAZILAN ARAPÇA KELİMELER DEĞİL MANADIR, ANLAMIDIR.
Kardeşimiz, Allah'ın hangi mesajları olduğunu öğrenmek için, Kur’an'ın mealini elbette okumalıyız diyor. Ama ilginçtir, bu mesajları alırken okuduğu kitaba, Kur’an diyemiyor. Allah'ın apaçık dediği dinin anası olan ayetleri Türkçe mealinde tebliğ almıyor muyuz? Eğer alıyoruz diyorsak, dilimize çevrilmiş halide Kur'an'dır. Anlamadığımız bir ayet üzerinde nasıl düşünürüz? Allah her iman eden kullarının, Kur’an'ı okumasını istiyor, çünkü ayetler üzerinde düşünmemizi emrediyor. Bu durumda Kur’an meali/ tercümesi Kur’an değilse, Müslümanlar Kur’an'ı nasıl okuyacak? Değerli dostlarım, bu tuzak Müslümanlara özellikle içimize girmiş ve bizden görünen YAHUDİLER ve dini kendi çıkarlarına kullanmaya devam etmek isteyen din tacirleri tarafından, ne yazık ki topluma kabul ettirilmiş akıl ve mantık dışı bir inançtır.
Kur'an toplamak, okumak bir araya getirmek anlamına gelir. Herkesin Arapça öğrenmeside mümkün değildir. Bakın buna inanırsak, mantıksız bir sonuç çıkıyor ortaya. KUR’AN YALNIZ ARAPÇA HALİMİDİR, YOKSA ALLAH'IN EMİRLERİNİN TEBLİĞ EDİLEBİLDİĞİ, ANLAŞILIR HALİMİ, YANİ MANASI, ANLAMI MIDIR? Eğer Kur'an yalnız Arapça halidir dersek, Kur'an kelimesinin anlamına ters düşer. Okuduğumuz bir şeyi anlayamıyorsak, buna Kur'an'ın emrettiği okumak diyemeyiz. Çünkü ayetleri tebliğ almamış ve üzerinde düşünemiyoruz demektir. Ayetler üzerinde düşünemiyor ve bir sonuca varamıyorsak, bizlerin doğru bir yol üzerinde olmamız asla mümkün olmayacaktır. ŞÖYLE DÜŞÜNÜN LÜTFEN, ALLAH HER TOPLUMUN DİLİNE, TAM OLARAK ÇEVRİLEMEYEN BİR KİTAPTAN, TÜM KULLARINI SORUMLU TUTAR MI? Bu sorunun cevabını çok değil, kısa bir süre düşünen gerçeği anlayacaktır, düşünüp aklını kullanmayana zaten sözümüz yok.
Eğer bizler yalnız Arapça haline Kur'an dersek, milyonlarca Müslüman Kur'an okumuyor demektir. Peki Kur'an'ı kimden öğreneceğiz bu durumda? Bakın buna inanırsak, çok büyük bir sorun çıkıyor ortaya, çünkü İslam dininde ruhban sınıfı da yok ki onlara soralım. Allah İslam dininde ruhban sınıfı oluşturmadığına göre, bu durumda Arapça bilmeyenler Kur'an hiç okumamış olacak. Eğer anlamını bilmeden okuyorsak, o Kur’an kelimesinin karşılığı asla olamaz. ANCAK KUR’AN OKUYORMUŞ TAKLİDİ YAPMIŞ, SESLENDİRMİŞ OLURUZ. Kur’an Allah'ın kullarına tebliğdir, MESAJIDIR. Eğer Allah tüm aleme Kur'an'ı gönderdiyse, Kur'an'ın başka dile çevrilmiş halinin Kur'an olmadığını söylüyor ve buna inanıyorsak, Kur'an'ın yalnız Araplara indirildiğini ve yalnız Arapların sorumlu olduğunu aslında söylemiş oluruz ki, buda mümkün değil. Kur'an'ı okurken tebliği, mesajı alamıyorsak, O Kur’an bizleri, ulaştırması gereken noktaya ulaştırmaz. Buna istediğimiz kadar Kur’an diyelim.
KUR’AN OKUMAK, ANLAŞILMAK, YAŞAMA GEÇİRMEK VE TEBLİĞ EDİLMEK İÇİN İNDİRİLMİŞTİR. Kur'an'ı Allah'ın Resulünün hadisleri ile ancak anlayabiliriz diyenlere sormak isterim. HADİSLERİN TAMAMIDA ARAPÇA. Neden hadisler Türkçeye çevrildiğinde gerçek hadis olamaz, çünkü Türkçeye çevrildiğinde gerçek anlam verilemez demiyoruz? Sanırım bu işimize gelmiyor. Kur'an'ın tercümesi ile Kur'an'ın Arapçasını bir tutarsak, en büyük saygısızlık yapmış oluruz diyor arkadaşımız. Peki neden? ANLAMINI İŞLERİNE GELMEDİĞİNDE, DEĞİŞTİRİP TAHRİF ETTİKLERİ İÇİN Mİ? Kur'an'ın orjinali karşımızda duruyor ve biz iman edenler, Allah'ın yemin ederek kolaylaştırdığı ve bizlerin sorumlu olduğumuz MUHKEM ayetleri, kendi dilimize çevirerek anlamaya çalışıyoruz. Müteşabih ayetlerin zaten, bilim adamları zamanla anlamını ortaya çıkaracak. Kur'an rivayetlerin etkisinde kalmadan tercüme edildiğinde, ona neden Kur'an demiyelim, işte bunu anlayamıyorum.
Kur’an'ın tefsire ihtiyacı yoktur. Çünkü tefsir anlaşılmayan bir konuyu açıklamak, açığa kavuşturmak anlamındadır. Kur’an'ın MUHKEM ayetlerinin, tefsire ihtiyacı olmadığını Allah bizzat söylüyor ve diyor ki, yemin olsun ki sizlere kolaylaştırılmış, anlayacağınız, nice örneklerle izah edilmiş, açıkladığımız bir kitap gönderdim. Yani tefsirini size, ben yaptım diyor Allah. Adı üstünde muhkem ayetler, yani şüphe duyulmayacak kadar açık. Bu ayetlerin nesini tefsir edeceksiniz? Tabi batıl inançlarını ne yazık ki tefsir bahanesi ile Kur'an'a ilave edilme çabasında oluyorlar. ELBETTE BU TAHRİFAT YAPILMIŞSA, O AYETE KUR'AN DİYEMEM. ALLAH BU TAHRİFATIN YAPILACAĞINI BİLDİĞİNDEN, ÇOK ÖNEMLİ KONULARI KUR'AN'DA BİRÇOK AYETİNDE ÖRNEK VERİP TEKRAR ETMİŞTİR Kİ, TAHRİFAT ANLAŞILABİLSİN DİYE. Hâşâ Allah kullarına, başka dillere tam tercüme edilmeyen bir rehber kitap gönderip, daha sonra ruhbanlık olmayan bir inançta, Kur’an'ı okumak için başka kişilere muhtaç bırakır mı? HANGİ BİLİM ADAMININ YAZDIĞI KİTAP İÇİN, AYNI ŞEYLERİ SÖYLEYEBİLİYORUZ. BU DÜŞÜNCE İSLAM TOPLUMUNA KURULAN BİR TUZAKTIR. İSLAM TOPLUMUNUN İNANCINI, İSTEDİKLERİ GİBİ YÖNETEBİLMEK İÇİN. GÜNÜMÜZDE BU ÇABA, NE YAZIK Kİ BAŞARILI OLDU.
Bir bilim adamı yazdığı kitabında, bilgileri okurlarına anlatabiliyorsa, Yüce Rabbimizin mesajları, neden başka dillere tercüme edip toplumlara aktarılmasın, bunu da mı düşünemiyoruz. LÜTFEN BU TUZAĞA DÜŞMEYELİM. BU MANTIKSIZ DÜŞÜNCE, KUR'AN'A SAYGI VE HÜRMEK GEREĞİ YAPILIYOR GÖRÜNÜMÜYLE, TOPLUMUN ASLINDA KUR'AN'I İLK ELDEN OKUNMASI VE AYETLERİ TEBLİĞ ALINMASI, BU YOLLA ENGELLENİYOR. Şunu da söylemek isterim. Öyle tercümeler var ki, parantez içine, HÂŞÂ sanki Rabbimiz açıklamayı unutmuş da, onlar açık hale getiriyormuşçasına, amacından saptırılmış tercümelerin, meallerin olduğunu da söylemeliyim. Ama bu yanlışlar var diye, tüm tercümeleri aynı kefeye koymak büyük hata olduğu gibi, din simsarlarının da ekmeğine yağ sürmüş oluruz. Bu yanlış düşünceye inandırıldıkları için halk, İslam toplumunda edindikleri şeyhlere, velilere, cemaat liderlerine yönlendiriliyor ve toplum böylece daha kolay aldatılıyor. Çünkü sen Kur’an'ı anlayamazsın, Kur’an'ın meali Kur’an değildir, her kelimenin yüzlerce anlamı vardır düşüncesi, toplumun kafasına yerleştirilmiştir. AYRICA SAKIN KUR'AN MEALİ OKUMA, GÜNAHA GİRERSİN DİYENLERİDE DUYMUŞSUNUZDUR. Eğer bizler Allah'ın Resulüne atfen uydurulan, hadisler ışığında ayetleri anlamaya çalışırsak, inanın mahşer günü kendimizi kafirlerin safında buluruz.
İmamı Azam Ebu Hanife yaşadığı dönemde çok ilginçtir, HADİS VE SÜNNET İNKÂRCISI yaftasıyla suçlanıyormuş. Öğrencileri İmamı Azama, siz hadis inkârcılığıyla suçlanıyorsunuz bu konuda ne dersiniz diye sormuşlar. Bakın nasıl cevap vermiş. “BEN BİLEYİM VE EMİN OLAYIM Kİ BU SÖZ RESULÜN AĞZINDAN ÇIKMIŞ, BENİM BAŞIM GÖZÜM ÜSTÜNE. AMA BANA DOĞRUMU DEĞİL Mİ DİYE SORULAN BU RİVAYETLER, KUR’AN’A AYKIRI.” Öğrencilerine devamında çok önemli ders almamız gerek bir söz söylüyor ve bakın ne diyor. “ALLAH’IN RESULÜ ALLAH’IN KİTABINA AYKIRI, HİÇBİR SÖZ SÖYLEYEMEZ. ALLAH’IN KİTABINA AYKIRI BİR SÖZ SÖYLEYENDE, ASLA ALLAH’IN RESULÜ OLAMAZ.” Bu gerçeği hala görmek istemeyen, mahşer günü hem Allah’a hem de Resulüne iftira atanların safında hesaba çekileceğini unutmasınlar.
İmamı Azam, bu konuda yüzlerce yıl önce açıklama yapmış ve “KUR'AN KÂĞITLARDA YAZILMIŞ VE BİZİM OKUDUĞUMUZ LAFIZLAR DEĞİLDİR. ESAS KUR’AN O LAFIZLARIN TAŞIDIĞI MANADIR” diyerek, günümüzde hala tartışmasını yapmaya devam ettiğimiz konuya, yüzlerce yıl önce açıklık getirmiştir. Gerçekten de Kur’an'da önemli olan, Arapça kelimeler değil anlamıdır, manasıdır. Bu durumda bu kelimelerin hangi dilde olmasının, ne önemi var? SONUÇ OLARAK ŞUNU SÖYLEYEBİLİRİZ. KUR’AN'IN KUR’AN OLUŞU, OKUNAN ARAPÇA METNİ OLUŞUNDA DEĞİL, ALLAH'IN TEBLİĞİNİN BİZZAT ANLAŞILIR VE O TEBLİĞİN KULLARINA ULAŞMASIYLA, KUR’AN ÖZELLİĞİNİ KAZANACAĞI ÇOK AÇIKTIR. Bir kitap okunduğunda, anlaşılıyorsa ancak amacına ulaşmış demektir. Allah'ın kelamı Kur’an'da, okunduğunda eğer anlaşılıyor ve fayda sağlıyorsa, işte o zaman Kur’an özelliğini taşıyor demektir. Allah'ın dili yalnız Arapça değil ki, bu dilde üstünlük ya da özellik olsun. KUR’AN'IN KUR’AN OLUŞU, ANLAŞILIR VE TEBLİĞİN ULAŞMIŞ OLMASINDADIR. Kur’an'ın neden Arapça indirildiğini Allah izah etmiş Kur’an'da. Ama bizler, anlamadan okuduğumuz bir kitap hakkında bilgi sahibi olmadan, işte böyle duyduklarımızla amel etmeye çalışıyoruz. Tabi genel çoğunluk olarak yanılıyoruz. Allah Araplara, neden Arapça Kur'an indirdiğini açıklarken, bakın ne diyor. "APAÇIK KİTAB’A ANDOLSUN Kİ, İYİCE ANLAYASINIZ DİYE BİZ, ONU ARAPÇA BİR KUR’AN YAPTIK." (Zuhruf 2-3)
Demek ki Allah Arap toplumuna, kendi içlerinden bir elçi gönderip, daha sonrada özellikle Arapça bir Kur’an indirmesinin nedeni açıklıyor ve diyor ki; İYİCE ANLAYASINIZ DİYE. Buradan yola çıkarak şunu tekrar söyleyebiliriz. Kur’an'ın indirilmesinin amacı, anlaşılması ve tebliğin yerine ulaşması içindir. Bu durumda nasıl olurda bizler, Kur’an'ın tercümesine Kur'an diyemeyiz, bunu yaparsak Kur'an'a saygısızlık yapmış oluruz nasıl deriz. Bu uyarıları hatırlatanlara, cahil ve ihanet suçlaması yapanları, aynı üslupta suçlamak yerine, bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. TÜM BUNLAR, BİZLERİN KUR’AN KELİMESİNİN ASIL ANLAMINI, HALA BİLMEDİĞİMİZİ GÖSTERİYOR.
Verilen İstiklal marşı örneğine gelince. Bu örnek aslında, bizlerin İslam'ı hayatımıza geçirirken, çok önemli bir noktada hata yaptığımızı gösteriyor. İstiklal marşını her dile aynı anlamlarını verecek şekilde çevirebilirsiniz. Ama arkadaşımız, onun verdiği DUYGUYU VE RUHU ne kadar yansıtır diyerek, İslam'ı anlamaya çalışırken, çok önemli bir hatamıza, aslında farkında olmadan dikkat çekiyor. Söylediği çok doğru, bizim marşımızı kendi dilinden bir Fransız ya da İngiliz okurken, aynı duyguyu alamaz. Bizlerde onların marşlarını okurken aynı duyguyu alamayız. Peki, bu örnek ile Kur’an'ı okumak, anlamak vahyi tebliğ almak arasında, nasıl bir bağ kurmuş olmalı ki arkadaşımız örnek vermiş. BİZLER KUR'AN' NE İÇİN OKUYORUZ? ALLAH'IN VAHYİNİ, UYARILARINI TEBLİĞ ALIP, DOĞRU BİR YOL ÜZERİNDE OLMAK İÇİN OKUYORUZ. Hatırlatırım İstiklal marşını okurken, belki duygulanırız ama Kur'an okurken, eğer Allah'ın emrettiği gibi anlayarak ve ayetler üzerinde düşünerek okuduğunuzda, duygu ön planda değil arka plandadır. Örneğin şiir okurken de duygulanırız, hatta İstiklal marşına duygusal bir şiir diyebiliriz. Yasin 69. ayetinde Resulünden bahsederek Allah, BİZ ONA ŞİİR ÖĞRETMEDİK, apaçık bir öğüt indirdik diyor. İşte bunun ne anlama geldiğini hala anlayamadıysak, bu hataları yapmaya devam etmekten kurtulamayız. Bu konuya farklı bir açıdan bakalım. İstiklal Marşı'nı okumakla Kur'an okumak nitelik, amaç ve kaynak bakımından tamamen farklı iki eylemdir. Doğrudan bir değer veya yöntem karşılaştırması yapmak doğru olmaz. İstiklal Marşı resmi törenlerde, okullarda ve milli bayramlarda coşku ve saygı duruşuyla seslendirilir. Kur'an okumak ise Allah'ın vahyini tebliğ almak dini ibadet, manevi huzur amacıyla yerine getirilen bir eylemdir. SANA BU MÜBAREK KİTABI, AYETLERİNİ DÜŞÜNSÜNLER VE AKLI OLANLAR ÖĞÜT ALSINLAR DİYE İNDİRDİK." ( Sad 29)
Eğer bir Müslüman, Arapça bilmediği halde Kur’an'ı okuyor ve hiçbir şey anlamıyor yalnız duygulanıyorsa, böyle bir insanın nasıl olurda Kur’an'ı okuduğunda düşünüp öğüt aldığını söyleriz. ALLAH'IN TEBLİĞİNİ ALAMIYOR, ALAMADIĞI İÇİNDE AYETLER ÜZERİNDE DÜŞÜNEMİYOR. Hâlbuki anladığı dilden okumuş olsaydı, Allah'ın tebliğini alacak ve Kur’an'ın indiriliş amacını yerine getirecekti. İşte bizler düşünmeden, aklımızı kullanmadan, öğretilenleri inatla savunmaya devam ediyoruz. Bizler Kur’an'dan faydalanma amacımızı unutmuş, kendi nefsimizde farklı amaçlar ve araçlar edinmişiz, böyle olunca da bir türlü KUR’AN GERÇEKLERİ İLE BULUŞAMIYORUZ.
Özet olarak şunu tekrar söylemek isterim. Kur’an Allah'ın kullarına direk mesajıdır, aracı kabul etmez. Bu mesajı bizzat kendimiz alamadığımız sürece, O okuduğumuz Kur’an'dır diyemeyiz. Çünkü Allah tüm kullarına, hatta günümüz şekliyle örnek vermek gerekirse, HER KULUNUN CEP TELEFONUNA MESAJINI, KENDİ ANLAYACAĞI DİLDEN GÖNDERMİŞTİR. Onu okuyalım, anlayalım ve düşünelim hayata geçirelim. SİZCE ALLAH, KENDİ DİLİMİZE ÇEVİRDİĞİMİZDE KUR'AN OLMAYAN, ANLAMADIĞIMIZ DİLDEN OKUDUĞUMUZ KUR'AN'IN ARAPÇASINDAN, BİZLERİ SORUMLU TUTAR MI? BU DÜŞÜNCE NE ALLAH'IN ADALETİNE, NEDE KUR'AN'IN İNDİRİLİŞ AMACINA UYMUYOR.
Allah gönderdiği tüm kitapları, o günkü toplumunun dilinden gönderdiğini söylüyor Kur’an'da. Bizlere kurulan tuzağın farkına varalım ve din tacirlerinin tuzağına düşmeyelim. Yakın zamana kadar Hıristiyanlar, Papalığın/kilisenin baskısıyla, bizde olduğu gibi her ülkenin kilisesinde orijinal indirildiği dilden okunurdu, hiç kimse anlamazdı, papazlar anlatırdı topluma. Buradaki amaç aynı bizdeki gibi, Papalık/kilise, istedikleri şekilde toplumu yönetebiliyorlardı. Onlar, toplumun bilinçlenmesi ve aklın ön plana çıkmasıyla, bu baskıdan kurtuldular ve günümüzde İncil kiliselerinde, her ülkenin kendi dilinde okunuyor.
Allah elçisine bile şu sözleri söylüyorsa, varın gerisini siz düşünün. “O HALDE TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER, KULUMLA ARAMDAN ÇEKİL.” Buradan da şunu anlıyoruz. Allah'ın elçisinin görevi vahyi tebliğ etmek, iman eden ya da etmeyenle Allah yüzleşecek, cezayı ve mükâfatı da yalnız Allah verecektir. Anlayana çok şeyler anlatıyor, anlamayana zorla hiç kimse hiçbir şey anlatamaz. BİZLER KUR'AN'IN ÇEVRESİNDE BİRLEŞMEDİĞİMİZ SÜRECE, DAHA ÇOK AMA ÇOK BU KONULARI TARTIŞIRIZ, AMA ASLA BİR NOKTADA BİRLEŞEMEYİZ. ÇÜNKÜ KAYNAK TEK OLMADIKÇA, BİR OLMAK MÜMKÜN OLMAYACAKTIR. Allah gerçeği fark edebilen, Kur’an'ı anlayarak, düşünerek hayatına geçirebilen kulları arasına alsın inşallah bizleri.
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
https://kuranadavet1.wordpress.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET
http://www.hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/