Allah Kur’an'ı sizlere bir rehber, bir güneş olsun diye indirdim diye öğüt verir bizlere. Bizler ise Kur’an'ı yeterli görmeyip, içinde her bilginin detaylı olmadığını, onun özet bilgiler içerdiğini, söyleyenlere inanırız. Kur’an'da olmayan rivayet yoluyla edindiğimiz onca bilgilerin, hükümlerinin de Allah katından olduğunu söyleriz, çünkü bize böyle öğretilmiştir. Rehber Kur’an'a hiç müracaat etmediğimiz içindir ki, inancımızı Kur'an'dan habersiz yaşar gideriz rivayet ve sanı bilgilerle. Tıpkı Kur’an'ın indirildiği dönemde olduğu gibi. O devirde Kitap Ehli hem Allah'a iman ediyorlar, hem de atalarından intikal etmiş, hurafe bazı inançları yaşıyorlardı, onun için Allah son kez kullarını uyarmış, Elçisi aracılığıyla Kur'an'ı göndermiştir. Fakat Allah'ın indirdiği din öyle bir hal almıştı ki dinin aslı, özü hurafenin içinde kaybolmuştu adeta. Geçen gün bir arkadaşımla sohbet ediyorum, bana Kur'an'ın asla onaylamadığı rivayetlerden delil kanıt gösterdiğinde, kendisine sordum bu bilgiyi nereden aldın diye. Bana ne dedi biliyor musunuz? "BİZE ÖYLE ANLATILIYOR, ÇÜNKÜ ALLAH'IN RESULÜ ÖYLE SÖYLEMİŞ VE ÖYLE YAPIYORMUŞ. İşte bizlerin İslam'ı yaşarken delilimiz, bunlar. Doğru olduğundan emin misin dediğimde, herhalde Resulün yanında yüzlerce sahabe var, onlardan bize tevatür yolla ulaşmış, onlar yalan söyleyecek değiller ya. Kur'an ile buluşamayanlar, işte böyle rivayet sanı sözlerle kendilerine delil kanıt yaratıyorlar.
Uydurdukları hurafeler nefislerine daha yakın gelmiş olmalı ki, kendilerince beşeri bir din yarattıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. İşte Allah'ta bunun için ve en son bir hak daha vererek kullarına, elçisi olarak seçtiği örnek insan Hz. Muhammed aracılığıyla, KUR’AN'I bizlere göndermiştir. Allah onlarca ayetinde bizleri, Kur’an'a davet ederek, onun ipine sarılmamız gerektiğini söyleyip, sizleri KUR’AN'DAN HESABA ÇEKECEĞİM hükmünü vermiş, bizlerin işini de aslında çok kolaylaştırmıştır. Sizlere bu makalemde, Necm suresi 19 ve 23. ayetleri hatırlatarak, o günkü toplumun yanlış inançlarına karşılık, kendilerine seçtikleri şefaatçiler, yani putlaştırdıkları insanların ancak bir hurafe, bir sanı ve nefislerinin uydurmaları olduğunu, Rabbimiz bakın nasıl ikaz ederek uyarıyor. Tabi bizler bu ayetten nasıl bir ders çıkarmalıyız, burası çok önemli.
Necm 19: Gördünüz mü Uzza'yı, Lât'ı. 20. Ve ötekini, üçüncüsü olan Menât'ı. 21. Erkek size, dişi Allah'a mı? 22. İşte bu, insafsız bir bölüştürme. 23. Bunlar, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir. ONLAR HAKKINDA ALLAH, BİR KANIT İNDİRMEMİŞTİR. ONLAR, SADECE SANIYA, BİR DE NEFİSLERİN HOŞLANDIĞI ŞEYLERE UYUYORLAR. Yemin olsun, onlara hidayet Rablerinden gelmiştir.
Yukarıdaki ayette, o devrin inançları gereği şefaat umdukları putlaştırdıkları insanlardan bahsederken, bakın Rabbim nasıl uyarıyor? "BUNLAR, SİZİN VE ATALARINIZIN TAKTIĞI İSİMLERDEN BAŞKA ŞEYLER DEĞİLDİR. ONLAR HAKKINDA ALLAH BİR KANIT İNDİRMEMİŞTİR. ONLAR, SADECE SANIYA, BİR DE NEFİSLERİN HOŞLANDIĞI ŞEYLERE UYUYORLAR." Demek ki Allah, KUR'AN'DA KANIT İNDİRMEDİĞİ HİÇBİR KONUNUN, İMAN ADINA BENİMSENMESİNİ İSTEMİYOR, tam tersine bunu yapanlara kızıyor. Kanıtı da indirdiğim kitaplarda arayacaksınız diye de, bizleri birçok kez uyarmamış mıydı? Rabbimiz rehberi Kur'an'da kanıt indirmediği konular hakkında, ne diyor lütfen dikkat edelim. "ONLAR SADECE SANIYA, BİRDE NEFİSLERİNİN HOŞLANDIĞI ŞEYLERE UYUYORLAR." Tıpkı günümüzde Kur'an'ın tek kelime bile bahsetmediği, rivayet ve sanı sözlere din diye inanıp, ardı sıra gidenleri tarif ediyor.
Bu ayetler çok açık, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arap toplumunun inanç sistemini eleştirirken, tüm zamanlar için geçerli çok önemli evrensel mesajlar ve dersler veriyor. Hakikati Kendi Arzularına Göre Eğip Bükmemek (Nefsin Hevasına Uymamak) uyarısı yapılıyor. Ayette müşriklerin sadece "nefislerinin hoşlandığı şeylere" uydukları belirtilir. Bizlerde Kur'an'ın sınırlarını aşmayın, O'nun ipine sarılın emrine uymayıp, Resule ait olduğu ama Kur'an'ın asla onaylamadığı şeylere inanırsak, bizlerde nefsimizin isteklerine uyuyoruz demektir. İnsan, inançlarını veya ahlaki değerlerini kendi rahatına, menfaatine ve anlık arzularına göre şekillendirmemelidir. Gerçek, bizim işimize geldiği gibi olan değil; İLAHİ OLAN ALLAH KATINDAN GELEN, KUR'AN'IN DOĞRULARI ÜZERİNE KURULUDUR. "Bunlar, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir." ifadesi, putlaştırdıkları insanların ve onlara yüklenen anlamların tamamen uydurma ve geçmişten gelen körü körüne bir taklit olduğunu vurgular. Sırf anne-babadan, çevreden veya geçmişten öyle görüldü diye bir fikri, inancı veya geleneği KUR'AN ile sorgulamadan kabul etmek yanlıştır. BİR ŞEYİN ESKİ VEYA YAYGIN ÇOĞUNLUĞUN UYUYOR OLMASI, ONUN DOĞRU OLDUĞU ANLAMINA GELMEZ.
Ayette müşriklerin "sadece sanıya (zanna)" uydukları ve "ALLAH'IN ONLAR HAKKINDA HİÇBİR KANIT, DELİL İNDİRMEDİĞİ" açıkça ifade edilir. Bundan alınacak derse gelince: İslam, körü körüne inanmayı değil, delile ve kesin bilgiye dayalı bir imanı savunur. Hayatımızın merkezine koyacağımız inanç ve düşüncelerin sağlam bir dayanağı, akli veya kesin bir kanıtı olmalıdır. Kulaktan dolma bilgilere zan, rivayet ve tahminlere göre imanımızı hayatımızı şekillendirmek insanı yanılgıya götürür. Ayet "YEMİN OLSUN, ONLARA HİDAYET RABLERİNDEN GELMİŞTİR" diyerek, tüm bu hatalara rağmen onlara doğru yolu gösteren, bir rehberin ulaştığını hatırlatır. İnsanın önünde doğru bilgi, vicdani bir rehber veya ilahi bir uyarı her zaman vardır. ÖNEMLİ OLAN, KİBİR VE İNAT YÜZÜNDEN BU HİDAYETE SIRT ÇEVİRMEMEK, DOĞRUYU GÖRDÜĞÜNDE YANLIŞTAN DÖNEBİLME ERDEMİNİ GÖSTERMEKTİR.
Hatırlayınız lütfen, Allah'ın Kur’an'da hiç bahsetmediği, hüküm vermediği onca konular, sırf atalarımızdan öğrendiğimizi yaşayıp nefislerimizi tatmin adına, menfaatlerimizin baskın çıkmasıyla, bunlar Allah katındandır diye bizlere sunmuyorlar mı? Allah katından olsaydı, Allah rehberinde apaçık yazmaz mıydı diye, niçin soran yok? Özellikle tekrar etmek istiyorum. Ayetin sonunda Allah'ın söylediği, çok önemli bir cümle var, onun üzerinde sanırım çok düşünmeliyiz. "YEMİN OLSUN, ONLARA HİDAYET RABLERİNDEN GELMİŞTİR." Demek ki hidayeti yalnız KUR’AN'DA aramalıyız. Allah'ın Resulü, Allah'tan gelen hidayetin tebliğ edicisi olduğuna göre, Kur’an'a uymayan onun vermediği bir hüküm konusundaki sözleri, bu Resulün sözüdür diye nakledenlere karşı, çok dikkatli olmalı ve onların tuzaklarına kanıp, adeta putlardan şefaat bekleyenlerin durumuna düşmemeliyiz.
Bildiğiniz gibi ayette bahsedilen Lat, Uzza, menat gibi putlara Tanrı diye tapılmıyor, tam tersine onlar geçmiş zamanlarda yaşamış, sevilen, saygı gören, yardım sever değer verilen insanlardı, onların heykelleriydi. Bunlardan şefaat isteniyor ve onları Allah'ın sevgili kulu kabul ettikleri için, Allah'a aracılık yapması, günahlarının affedilmesi için yalvarıyorlardı. Acaba günümüzde bunun daha değişik şekli, edindiğimiz velilerden, şeyhlerden, efendilerden daha başka yöntemlerle yapılmıyor mu? Biraz düşünün aklınıza o kadar çok örnek gelecek ki. Din ulemalarının, şeyhlerin şefaatçi olduğuna inanan bir toplumun, bunlardan ne farkı var. Daha düne kadar hoca efendi diye saygı gösterdikleri, hatta mahşer günü bu zatın kendilerine şefaat edeceğine dahi inandıkları bu şahıs, toplumu Allah ile aldatarak, devletine milletine nasıl isyan ettirip, din kardeşlerini öldürttüğüne hepimiz şahit olduk. Dün heykellerini yapıp onlardan şefaat bekleyenler, bugün heykellerini yapmadan, aynı yanlışın peşi sıra gitmiyorlar mı? Bununda yorumunu sizlere bırakıyorum. Allah cümlemizin yardımcısı olsun.
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
https://kuranadavet1.wordpress.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET
http://www.hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/