Günümüzde bizlerin yaşadığı İslam'a baktığımızda, Kur’an ile tam bir paralellik asla göremiyoruz. Allah'ın Kur’an'da emrettiklerinin, pratik hayatta bazı konularda mezheplerin beşeri FIKIH öğretisi, Kur'an'ın tam tersini öğretiyor topluma. Müslümanların Kur’an ile bağı kesildiği içinde ne yaparsanız yapın, istediğiniz kadar Kur’an ile uyarın, söyledikleri tek şey var. “YÜZLERCE YIL ÖNCESİNDEN, BİZLERE DİNİ ANLATAN MÜÇTEHİT LER, ALİMLER KUR’AN'I TAM ANLAYAMAMIŞTA, SİZLER Mİ GÜNÜMÜZDE ANLAYACAKSINIZ” Bu sözlere söyleyecek çok söz var ve bu konuda Kur’an'da uyarıyor ve diyor ki, “Ya onların ataları, hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler ise?” Aynen bunları söylüyorlar ve apaçık Allah'ın ayetleri dururken, mezheplerin beşeri rivayet sözleri olan FIKIH inancına, kuşku duymadan inanmakta ısrar edebiliyorlar. Müçtehiti bakın nasıl tarif ediyorlar.
“Müçtehit; KUR'AN'IN SIRLARINI HAKKIYLA BİLEN, içtihat yapabilen, İslâmî ilimlerin bütün hükümlerinde otorite olan her fıkıh bilginidir. Bu zâtlar âyet ve hadislerin sırlarını bilme yeteneğine sahip, seçkin insanlardır. Aklî ve naklî ilimlerin derinliklerine dalmış, keşfettikleri çeşitli cevherleri Müslümanların istifadesine sunmuşlardır.”
Bu sözler ve inanç Müslümanlara kurulan tuzaktır, lütfen Kur'an ile bu tuzağın önce farkında olalım. Kur’an'ın muhkem ayetlerini herkesin anlayamayacağına, bazı özel kişilerin anlayacağına inandığımız taktirde, Kur’an'dan yüzlerce ayetin üstünü örtmüş ve inkar etmiş durumuna düşeriz. Kur’an'ın anası, temeli olan MUHKEM ayetlerin, herkes tarafından anlaşılacağını ve hiç kimseyemuhtaç olmayalım diye nice örneklerle açıkladığını Allah yemin ederek söylüyor ve diyor ki; Yemin olsun ki bu kitabı sizler için kolaylaştırdık, öğüt alan yok mudur? Bu sözleri birçok kez tekrar eden Rabbimiz, sorumlu olduğumuz muhkem ayetleri, herkesin anlayamayacağı şekilde gönderip, daha sonrada bizleri bu ayetlerden hesaba çeker mi? Hani Allah bizleri Kur'an'dan sorumlu tutuyordu, yalnız onun ipine sarılmamızı emrediyordu. Daha doğrusu Kur'an'dan imtihan oluyorduk.
Müçtehitlerin, Kur’an'ın sırlarını hakkıyla bildiğini söylüyorlar. Sormak isterim bizlerin sorumlu olduğumuz muhkem ayetlerde sizce gizli sırlar olup, bizler okuduğumuzda anlamamız mümkün mü? Eğer anlayamayız diyorsanız inatla, İslam dininde ruhban sınıfının olmadığını söyleyen Allah'ın ayetine de iman etmiyorsunuz demektir. Okuduğumuzda tam anlayamayacağımız ayetler MÜTEŞABİH ayetlerdir ki, bunların anlamlarını ilim adamları zamanla ortaya çıkaracaktır, çıkarıyor da. Bu konuda bilgi zaten Kur’an'da vardır. Bizlerin sorumlu olduğumuz, dinin anası olan MUHKEM ayetlerdir ki, zaten muhkem kelimesinin manası, yoruma gerek duymadan şüphe duyulmayacak kadar açık anlamındadır.
Müçtehit inancı bizleri Kur’an'dan uzaklaştırmış, İSLAM İNANCINDA RUHBAN SINIFI YARATMIŞ ve dinimizi bölmüş bizleri birbirimize düşman yapmıştır. Çok daha kötüsü bizlerin, ayetler üzerinde düşünmemizi de engellemiştir. Allah'ın Resulünün mahşer günü söyleyeceği o acı sözler, gerçekleşti ne yazık ki. “BENİM ÜMMETİM, KUR’AN'I DEVRE DIŞI BIRAKTILAR.” Ne yazık ki bu sözler gerçekleşti. İslam toplumu Kur’an'dan uzaklaştırıldığı gibi, beşerin rivayet sözleri fıkıh inancı, dinin ana temeli oldu. Emin olamayacağımız sözlerle/hadislerle inancımızı yaşıyoruz. Hiç düşünmüyoruz, İslam'ın ana kaynaklarından sayılan hadislerin tamamı, BİR RİVAYETE GÖRE DİYE BAŞLAR. İyide rivayetlere göre din yaşanır mı? Bunuda mı akıl edemiyoruz?
Rivayet kelime anlamı olarak, bir sözün dilden dile nakledilmesi, SÖYLENTİ anlamındadır. LÜTFEN UNUTMAYALIM, BUGÜN İSLAM İNANCI, SÖYLENTİLERE GÖRE YAŞANIYOR. Nakledilen bilgilere, nakleden kişinin kendi düşüncelerini de ilave etme riski çok büyüktür ve zaten böylede olmuştur. Böylece nakledilen sözün anlamının değişmesi kaçınılmaz olur. Rivayet bilgilere kuşku duymadan inanmamız, asla doğru olamaz. Hele konu din ve iman ise, çok daha titiz davranmalıyız. Bizler şahsi çıkarlarımız olduğunda takındığımız titizlik ve dikkatimizi, ne yazık ki inancımız konu olduğunda, aynı titizlikte davranmıyoruz.
Hiç düşündünüz mü, neden hadislerin tamamı bir rivayete göre diye başlar? Çünkü bu sözleri Allah'ın Resulü sağlığında direk söyleyip kayda aldırmamıştır da ondan. Eğer Resul tıpkı Kur’an ayetinde yaptığı gibi, dinimizi ibadetlerimizi yaşamak adına, mutlaka gereken açıklama detay olsaydı, sağlığında tüm bunları yazdırır ve açıkça ümmetine hitap ederek, ŞÖYLE YAPACAKSINIZ, BÖYLE YAPMALISINIZ DİYE BİZLERE HİTAP EDERDİ. Neden bu soruyu sormuyoruz kendimize? Biliyorum sormaya korkuyoruz, çünkü inancımızdan emin değiliz. Kur’an'ı anlayabilmemiz için, rivayet hadislere mutlaka ihtiyacımız olsaydı, bunu sağlığında Allah'ın Resulü kayda aldırmayarak, HÂŞÂ görevini eksik mi yaptı? Müçtehit dediğimiz kişiler, Resulün aklına gelmeyip yazdırmadığı sözleri, bilgileri kayda alarak, bizlerin imanlarını mı kurtardılar?
Bu bilgiler olmasaydı, bizler Kur’an'ı anlayamazdık demek, Kur’an'a ve Resulüne iftira atmaktır. Allah Araf suresi 174. ayetinde, BİZ AYETLERİ BÖYLE AYRINTILI AÇIKLIYORUZ Kİ, BELKİ DÖNERLER dediğini görmezden mi gelelim. Araf suresi 52. ayette, İÇİNDE BİLGİYE DAYALI AYRINTILI AÇIKLAMALARDA BULUNDUĞUMUZ KİTAP GÖNDERDİK sözleri, bizleri hiç mi ilgilendirmiyor? Allah Araf 185. ayetinde, O HALDE KUR’AN DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR, diye uyarısını göz ardımı edelimde, rivayet ve sanı bilgileri dinin ana unsuru yapalım.
Allah Ankebut 51. ayetinde, Kur’an'ı yeteli görmeyen cahiliye toplumuna, KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BIR KİTABI SANA İNDİRMIŞ OLMAMIZ, ONLARA YETMİYOR MU diye sormasından, bizlerin alacağı hiç mi ders yok? Bu ayet bizleri ilgilendirmiyor mu? Nisa 87. Ayetinde Allah, KİMDİR SÖZÜ ALLAH'IN KİNDEN DAHA DOĞRU OLAN diye uyarırken, bizlere hitap etmiyor mu da, Allah'ın sözünün yanında, Kur’an'dan başka beşeri kaynaklar, sözler arıyoruz. Sormak isterim, Allah'ın sözü gibi doğru olduğuna inandığınız, KITAPLARINIZ MI VAR SİZLERIN? Allah bizleri uyarıp, emin olmadığınız sözlerin ardına düşmeyin, sorumlu tutarım dediği halde, hala bizlerin rivayet sözleri, hiç hatasız Kur’an ayarında kabul ederek nasıl iman ederiz düşünen, aklını kullanan yok mu? Unutmayınız Allah'ın Resulü ÜMMİYDİ, yani daha önce hiçbir Ehli kitaba tabi değildi ve dini konularda da hiçbir bilgisi yoktu. Bunu Kur’an söylüyor. Onun içinde Allah'ın Resulü dini, yalnız Kur’an'ın verdiği bilgilerden öğrenmiştir. Onun din adına, başka kaynağı olmadığını yine Kur’an'dan anlıyoruz. EĞER ALLAH'IN ELÇİSİNİN DİN ADINA TEK KAYNAĞI KUR’AN İSE, BİZLERİN DİN ADINA TEK KAYNAĞIMIZ, NASIL YALNIZ KUR’AN OLMAZ? Bakın Allah elçisinin görev ve sorumluluklarını, nasıl anlatıyor bizlere. Lütfen imtihan saatimizin vakti dolmadan, bu can bu bedenden ayrılmadan bu gerçeklerin artık farkına varalım.
—Resule düşen, apaçık tebliğden başka bir şey değildir.(Ankebut 18)
—Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.(Gaşiye 21)
—Biz Resulleri, sadece müjdeleyici ve uyarıcılar olarak göndeririz. (Enam 48)
—Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği Resullük görevini yerine getirmemiş olursun. (Maide 67)
—Senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir. (Rad 40)
—Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.” (Enam 57)
—Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. (Ahkaf 9)
—De ki: “Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim.”( Cin 21)
Bunca açık Allah'ın ayetlerinden sonra, Kur’an'ın hükmetmediği konularda da, dine hüküm koyma yetkisi Resulün vardır, hatta Kur’an'ın mislisi kadar dır diyenleri ve fıkıh inançlarının temelini bu bilgilere dayandıranları, ALLAH ŞAHİTTİR BİR KEZ DAHA, KUR’AN İLE UYARIYORUM. Allah'ın elçisinin yalnız Kur’an'a uyduğunu ve yalnız Kur’an'ı tebliğ görevini aldığını apaçık tebliğ aldıktan sonra, bu ayetlerin üstünü örtüp, hala batıl inançların ardına düşüyorsa bir insan, ona söyleyecek söz kalmamış demektir. Allah Yunus suresi 42. ayetinde elçisine hitaben; İçlerinde sana kulak verenler de vardır. PEKİ, SAĞIRLARA SEN Mİ İŞİTTİRECEKSİN? HELE BİRDE AKILLARINI KULLANMIYORLARSA diyerek, çok açık bir gerçeğin dikkatini çekiyor. Allah'ın Resulünün duyuramadığı sağırlara, gözlerinde perde olanlara, gönülleri taş kesmişlere, elbette bizlerinde duyurması, onları Kur’an ile ikna etmesi mümkün olamayacaktır.
Lütfen unutmayalım, Allah Zuhruf suresi 44. ayetinde bakın bizlere nasıl bir söz veriyor. Sizce verdiği bu sözden HÂŞÂ Rabbimiz cayarak, Kur’an'ın dışından günümüzde dinin ana kaynağı gösterilen RİVAYETLERDEN, FIKIH inancından da, bizleri sorumlu tutar mı? Karar sizlerin.
Zuhruf 44: Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ. (Diyanet meali)
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK