KUR'AN A DAVET

 

 

AMACIMIZ HURAFEDEN, BATILDAN ARINMIŞ BİR İSLAM YAŞAMAKTIR. ONUN İÇİNDE REHBERİMİZ,  ALLAH IN KORUMASI ALTINDA Kİ, YALNIZ KUR'AN DIR.

YAZILARIMIN OLDUĞU DİĞER SİTELERİM.

 

https://www.facebook.com/Kuranadavet1

https://hakyolkuran1.blogspot.com/


http://halukgta.blogcu.com/


http://kuranyolu.blogcu.com/

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Takvim

 
Gerekli Linkler

 
KUR'AN NAMAZ KONUSUNDA, GEREKLİ DETAYLARI VERMEMİŞ OLABİLİR Mİ?

 

Yazdığım yazılara cevap veren kardeşlerimin, bir kısmının ortak bir noktada birleştiği konu, Peygamberimizin hadisleri olmasaydı, bizler namazı nasıl kılacağımızı bilemezdik, hatta Kur’an kapalı kalırdı düşüncesidir. Gelin bu konuyu hem Kur’an dan, hem de bizlere ulaşmış rivayet hadislerden yola çıkarak, bu düşüncenin doğru olup olamayacağını anlamaya çalışalım.

 
Önce Allah ın rehberinde, namaz konusunda ne gibi bilgiler veriliyor ona bakalım. Allah birçok ayetinde, huzuruma durup namaza/salata  başladığınızda, önce kıyam edin, yani huzurumda saygıyla durun diyor. Daha sonra rükû edin, yani saygıyla önümde eğilin, daha sonrada yine Yaradan a boyun eğdiğimizin işareti olarak ta, secde etmemizi emrediyor. Nasıl dua edeceğimiz konusunda da, açıklama yaparak, kolayımıza geleni okuyabileceğimizi ve namazla yada salatla duayla kendisinden yardım isteyebileceğimiz, örneğini veriyor. Namaz başlı başına zaten, Allah a duadır.
 
Peki bizler bugün, namazımızı nasıl kılıyoruz? Önce şunu söylemeliyim ki, Allah ın Kur’an da emrettiği farz olanları, yani kıyam, rükû ve secdeyi yerine getiriyoruz. Peki ya diğerleri? 
 
Örneğin namaza başlarken yaptığımız ilk hareket,  kıyam duruşumuzdaki konumumuz, ikinci rekâtta oturuş şeklimiz ve namazımızın bitişindeki selam vermemizi nasıl yapıyoruz ve tüm bu hareketleri, peygamberimiz yaptığı için mi bizler yapıyoruz? Çünkü bu hareketler, söylendiği gibi Kur’an da yok. Bunlar yapılmadığında, Rabbimiz namazımızı kabul etmez mi?
 
Bizlere ulaşan rivayetlere baktığımızda, mezheplerde namazın teferruatları konusunda farklılıklar görürüz. Kesin bir birliktelik yoktur mezheplerde. Örneğin Kıyam duruşundan, bir kısım Müslümanlar ellerin bağlanması gerektiğini anlamış, bir kısmı da iki elini yana salarak, kıyam yani saygı duruşunu peygamberimiz böyle kılarken gördükleri rivayet hadisleri örnek almış. Yine bir kısım Müslüman, kıyam duruşunda, ellerini dua eder gibi açarak, kıyam duruşunu tamamlar ve rükû ya gider. Hatta kıyam halinde elde Kur’an okuyanları da görebilirsiniz. Tüm bu farklılıkları, günümüze kadar farklı ulaşan hadisler örnek gösterilerek yapılır, çok ilginç değil mi?
 
Tüm bu farklılıkları, dünyanın dört bir yanından hacı olmak için giden insanların, namaz kılarken yaptığı farklılıkları televizyondan görebilirsiniz. Bende bizzat şahit oldum. Yine bir kısım din kardeşlerimiz, peygamberimizin rükûdan sonra bakın ne yaptığını söylüyor.
 
6213 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın, namazda, iftitah tekbiri sırasında ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırdığını gördüm. Rükû sırasında da, (rükûdan) secdeye gitme) sırasında da aynı şekilde kaldırıyordu."
 
Dikkat ederseniz bahsedilen şekli, tüm Müslümanlar böyle uygulamaz. Mezheplerde farklı uygulanır. Gelelim namazda oturmanın şekline. Acaba rivayet hadislerde nasıl geçer. Birkaç şekliyle rivayet edilir. Hepside peygamberimizi bu şekilde namaz kılarken gördüğünü söyler. Birkaç örnek verelim.
 
2623 - Nesai'nin rivayetinde şöyle denmiştir: ". . (Namazın sünneti) sağ ayağını dikmen, parmaklarını kıbleye yöneltmen ve sol (ayak) üzerine de oturmandır.
 
Buhârî, Ezân 145; Muvatta, Salât 51, (89, 90); Nesâî, İftitah 189, 190, (2, 235, 236). Metin Buhârî'ye aittir.
 
Ne kadar ilginç ve dikkat çekici. Bugün bizler sağ ayağımızı dikip, sol ayağımızın üstüne mi oturuyoruz? Bakın bir başka rivayette ne deniyor.
 
2619 - Âsım İbnu Küleyb el-şermî an ebihi an ceddihî -ki ismi de Şihâb İbnu'l-Mecnün'dur- der ki: "Resülullah (aleyhissalatu vesseIam)'ın huzuruna girdim, namaz kılıyordu. Sol elini sol uyluğunun üzerine koymuş, sağ elini de sağ uyluğunun üzerine koymuş idi. (Sağ elin) parmakları hep yumuk, sadece işaret parmağı açıktı. Şöyle duâ ediyordu
"Ey kalbleri döndüren Allah'ım, kalbimi dînin üzerine sabit kıl."
Tirmizi, Da'avât 135, (3581).
 
2622 - Abdullah İbnu Abdillah İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "İbnu Ömer namazda oturunca bağdaş kurardı. Aynı şeyi ben de yaptım. O sırada yaşım gençti. Beni bundan nehyetti. Ve dedi ki:
"Namazın sünneti sağ ayağını dikmen, solu da bükmendir." Ben kendisine:
"Ama sen bunu yapıyorsun!" dedim. Bunun üzerine:
"Ayaklarım beni taşımıyor" diye açıklamada bulundu."
 
Aslında bu iki rivayet bizlere bazı ipuçları veriyor.  Namazın gerektiğinde kolaylaştırmak niyetiyle, ilavelerin yapıldığını anlatıyor. Elbette bunda hiçbir sakınca yok. Yeter ki bu ilaveleri farzlaştırmadan ve bunlar olmasaydı, namazımızı kılamazdık demeden yapalım. Yine namazlarımızın bitiminde, verdiğimiz selam konusunda, sizlere bazı rivayetlerden hatırlatmak istiyorum. 
 
6231 - Sehl İbnu Sa'd es-Saidi radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam (namazın sonunda) bir kere önüne selam verdi."
 
6232 - Seleme İbnu'l-Ekva' radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'ı namaz kılarken gördüm. (Namazdan çıkarken) bir kere selam vermişti."
 
Yukarıdaki rivayetlere baktığımızda, bugün bizlerin uyguladığı yönteme benzemiyor. Bu rivayetlerde peygamberimiz, namazın bitiminde tek tarafa selam verdiği söyleniyor. Diğerinde de yalnız önüne selam verdiğinden bahsediliyor. Elbette bir başka rivayette de hem sağına, hem de soluna selam verdiği örneği var. Şimdi vereceğim bir rivayet hadis üzerinde, lütfen dikkatle düşünmenizi rica edeceğim sizlerden.
 
6230 - Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Bize Hz. Ali Cemel günü, öyle bir namaz kıldırdı ki, bu bize Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın namazını hatırlattı. Biz o namazı ya unutmuştuk yahut da tamamen terk etmiştik. Zira Ali, SAĞINA DA SOLUNA DA SELAM VERDİ."
 
Çok ilginç değil mi dostlar. Peygamberimizin ölümünden, bizzat yakın bir dönemine ait zaman içinde, toplum namazlarının bitiminde, demek ki sağına ve soluna selam vermiyormuş ki, bu sözler söyleniyor, tabi doğruysa. Eğer peygamberimizin ashabının, en yakınının döneminde dahi, namaz konusunda bu kadar farklılıklar dan bahsediliyorsa, doğrusu bugün nelerin peygamberimizin yaptıkları, nelerin yapmadıkları konusunda kesin bir şey söylemek, mümkün olmasa gerek. Hatırlatmak isterim, bu yazdıklarım rivayet, yani doğruluğu kanıtlanmamış bilgiler.
Yine bizlere ulaşan rivayetlerden, çok ilginç bir bölüm hatırlatmak istiyorum.
 
6263 - İbnu Ebi Evs radıyallahu anh anlatıyor: "Dedem Evs es-Sakafi, namaz kılarken bazan bana işarette bulunurdu. Ben de ayakkabılarını kendisine verirdim. Şöyle demişti: "Ben Resulullah aleyhissalatu vesselam 'ı ayakkabıları ile namaz kılarken gördüm."
 
6264 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Biz Resulullah aleyhissalatu vesselam'ı ayakkabıları ve mestleri ile namaz kılarken gördük."
 
Şimdi sizlere sorsam, siz hiç ayakkabılarınızla namaz kıldınız mı desem, ne dersiniz? Elbette olur mu öyle şey dersiniz. Hatta peygamberimizin nalınlarla namaz kıldığı rivayetleri de vardır. Ama bu olayın 1400 sene öncesinde geçtiğini düşündüğünüzde, olmaması için hiçbir neden yok. O günkü mescitleri hatırlayınız, hayal ediniz. Yerlere serecek halı nereden bulsunlar, evlerinde bile doğru dürüst halı yok. Kumun üzerinde namaz kılınabiliyor.
 
Bunları örnek vermemin nedenlerine gelince. Her konuyu, olayı zaman ve mekânına göre değerlendirmeli ve düşünmeliyiz. Allah ın yasaklamadığını bizler yasaklayamayız. Ama emirlerini yerine getirmek için zaman ve mekâna uydurmanın, kolaylaştırmanın hiçbir sakıncası yoktur. Ama bunlar olmadan, namazımız kabul olmaz demeden, bunu yapmalıyız. Bir başka deyişle geleneklerimizi, dinleştirmemeliyiz.  Çok daha önemlisi bizler, emin olmadığımız bilgilere şüphe duymadan, değerlendirmeden, güvenerek olmazsa olmaz kabul edemeyiz.
 
Allah elçisine Haccı ilan et, gerek yaya, gerek yorgun develerle hacca gitsinler diye bilgi verir ayetinde. Bugün hangimiz hacca yaya ya da deveyle gideriz? Bu örnekten, anlatmak istediğim sanırım anlaşılmıştır. HER HÜKÜM, HER BİLGİ, ÇAĞIN GERÇEKLERİ İLE YAŞANIR VE HAYATA GEÇİRİLİR.
 
Bugün bizler, ne yazık ki Kur’an ı günümüzün şartları, çağımızın ilmiyle anlamaya çalışmak yerine, yüzlerce yıl önce yaşamış kişilerin, âlimlerin söylemlerine O döneme ve ilmine göre anlamaya, yaşamaya çalışıyoruz. Bizleri yanıltan ve Kur’an ı doğru anlamamızı engelleyen, en önemli unsur bu olsa gerek.
 
Bizlere Cebrail in, peygamberimize namazı nasıl kılacağı öğretilmiştir, diye naklederler. Peki, bu düşünce doğru olabilir mi? Doğru olduğu düşüncesinden yola çıkalım önce. Eğer Cebrail peygamberimize namazın nasıl kılınacağını öğrettiyse, bunun Kur’an a tüm detayları ile geçmesini de istemiş olması gerekmez mi sizce?
 
Çünkü Cebrail in her söylediği, anlattığı Allah emri olup, Kur’an a bizzat geçmiştir. Ayrıca Allah verdiği emirlerin takipçisi olduğunu, Kur’an a geçirilip topluma tebliğ edildiğini kontrol ettiğini söyler bizlere. Allah Yasin suresi 69. ayetinde, Ona vah yedilen, BİR ÖĞÜTTEN VE APAÇIK BİR KURAN’DAN BAŞKA ŞEY DEĞİLDİR DER. Bu durumda namazın nasıl kılınacağı, Cebrail tarafından Kur’an a dâhil edilmeden, peygamberimize şifahen öğretilmiştir sözüne inanmamız, asla doğru olamaz. Allah namaz konusundan bahsederken, çok dikkat çekici bir söz söyler. Önce ayeti yazalım.
 
Bakara 239: Bir korku ve endişe duyarsanız yürüyerek veya binit üzerinde kılın. Güvene kavuştuğunuzda bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde ALLAH I ZİKREDİN.
 
Demek ki Kur’an bizlere Allah a karşı nasıl ibadet edeceğimizi, onu nasıl anacağımızı, zikredeceğimizi izah etmiş anlatmış ki, böyle söylüyor. Buradan da salatın/namazın Allah ın zikretmek olduğunu anlıyoruz. Namaz yalnız peygamberimize indirilen bir ibadet değildi, lütfen bu gerçeği unutmayalım. Namazın tüm ehli kitaba emredildiğini, yine Kur’an bildiriyor. Bu durumda her peygambere, şekli değişen bir namazın emredildiğini düşünmemiz yanlış olur. Zaten değişik olmadığını, İbrahim peygamberden bu yana namazın şekli boyutunun KIYAM, RUKU VE SECDE olduğunu açıkça görüyoruz Kur’an da. Yapılan bir yanlışta, ayetlerde geçen her salat kelimesini, bizlerin Türkçeye bildiğimiz namaz olarak çevrilmesi ve böyle anlamamız yanlış olur. Örneğin yukarıdaki ayette, yaya yada binek üstünde, bildiğimiz namazın kılınmayacağı, burada geçen salatın DUA, ZİKİR, anlamında olduğu açıktır.
 
Düşünmeye, araştırmaya devam edelim ve namazın kılınmasında madem çok önemli detaylar var, bunlar olmaz ise namazımızı tam kılamayız, neden tüm bu detaylar Kur’an a geçirilmedi? 
 
Hadis NO: 22: Ümmü`l-mü`minîn Âişe, şöyle demiştir: Allâhu Teâlâ (ve Tekaddes Hazretleri) namazı farz ettiği zaman seferde de, hazarda da, (Akşam namazından başka namazları) ikişer rek`at olarak farz etmişti. (Hicret-i Nebeviyyeden) sonra sefer namazları oldukları gibi bırakıldı da hazar namazlarına (ikişer rek`at) ziyade edildi.
 
Yukarıdaki rivayetten, aslında alınacak çok dersler vardır. Allah ın namazı farz kıldığında, seferde ve hazarda, akşam namazı hariç, ikişer rekât farz kıldığını söylüyor. Daha sonra hazar namazlarına ikişer rekât ilave edildiği anlatılıyor. Tüm bunların Allah emri olduğu da belirtiliyor, lütfen dikkat ediniz. PEKİ, BU BİLGİLER KUR’AN DA NEDEN YOK? HÂŞÂ YOKSA KUR’AN AYETLERİ EKSİK Mİ? Bakın yanlış bilgilere inanmak, bizleri nerelere götürüyor, bu bilgiler olmasaydı namazımızı bile kılamazdık dahi diyebiliyoruz.
 
Değerli din kardeşlerim. Allah ın Kur’an da en çok zikrettiği konulardan birisi de, namaz kılmaktır. Bu kadar önem verilen bir konu hakkında, gereken bilgiler Kur’an da, bahsedilmemiş olabilir mi? Elbette bahsedilmiş ama bizler rivayetlerin okadsar etkisindeyiz ki, bu bilgileri Kur'an da göremediğimizde Kur'an ı detaysız görüyoruz. Halbuki tam tersini söylememiz gerekmez mi?
 
Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim, Kur’an dan sorumlusunuz dedikten sonra, namazımızı nasıl kılacağımız konusunda, gerekli detayları vermeyip, BİZLERİ RİVAYETLERE MAHKUM EDER Mİ SİZCE? HANİ EMİN OLMADIĞINIZ BİLGİLERİN, ARDINA DÜŞMEYİN DİYORDU RABBİMİZ? 
 
Kur’an ın anlatım ve bilgi verme şekline bakalım. Acaba Allah bizlere gereken her konuda detay verdiğini söylüyor mu, yoksa detay vermeyip, özet geçerek, gerisini de elçim mi tamamlasın diyor.
 
Nur 34: And olsun ki, size apaçık ayetler, sizden önce geçenlerden misal ve sakınanlara öğüt indirdik.
 
Hud 1–2:  Elif Lâm Râ. Bu Kur’an; ayetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, SONRA DA ALLAH’TAN BAŞKASINA KULLUK ETMEYESİNİZ DİYE, AYRI AYRI AÇIKLANMIŞ BİR KİTAPTIR. (De ki:) “Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”
 
Araf 174: Hakka dönsünler diye işte ayetleri böylece ayrı ayrı açıklıyoruz.
 
Enam 38: Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.
 
İsra 89: Muhakkak ki biz, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali çeşitli şekillerde anlattık. Yine de insanların çoğu inkârcılıktan başkasını kabullenmediler
 
Kehf 54: Hakikaten biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat tartışmaya en çok düşkün varlık insandır.
 
Rabbimize şükürler olsun ki, sorduğumuz sorunun cevabını apaçık veriyor bizlere. Ne dersiniz siz bunca ayeti okudunuz, bu sözlerden sonra, namaz konusunda bizlere, gereken detayı vermemiş olabileceğini düşünebiliyor musunuz?
 
Namaz konusunda, Allah ın bu konuda verdiği hükümler haricinde, mezheplerin çok farklı uygulamalarını da hatırlayarak, acaba hangilerini en doğru kabul etmeliyiz diye bir soru sorsam, nasıl bir cevap verirsiniz? 
 
Sanırım her mezhep, kendi yaptıklarının en doğru olduğunu söyleyecektir. Peki dostlar, din kardeşlerim, Allah namaz konusunda, gerekli bilgiyi Kur’an da bizlere açıkça vermeyip, BİZLERİ BU DENLİ ZOR, EMİN OLAMAYACAĞIMIZ FARKLI YOL VE YÖNTEMLERLE, BİLGİLENMEMİZİ İSTER Mİ SİZCE?
 
Rivayet edilen bir hadiste, peygamberimiz BEN NASIL NAMAZ KILIYORSAM, BAKIN ÖYLE KILIN DEDİĞİ ANLATILIR. Sizce bu kadar önemli bir konu, böyle mi öğretilerek gelecek nesle ulaştırılır? Sizlere peygamberimizin, birbirinden çok farklı namaz kıldığına dair rivayet hadis örneklerini de verdim. Acaba hangisi gerçekten peygamberimizin uygulamasıdır, emin olan var mı?
 
Peygamberimiz yalnız o günkü topluma değil, tüm âleme gelmiş bir peygamberdir. SİZCE NAMAZ GİBİ ÖNEMLİ BİR KONUDA GELECEK TOPLUMA, ÜMMETİNE ÇOK ÖNEMLİ BİLGİLERİ, DETAYLARI RİVAYET BİLGİLERLE BU YOLLA AKTARILMASINI İSTER Mİ? Ya da yüce Rabbimiz, bu kadar önemli bir bilginin, bu yolla bizlere ulaşmasına izin verir mi? Bu sorumun cevabını herkes kendi nefsine vermelidir. Günümüzde namaz konusunda anlatılan detayları Kur'an da göremeyen bazı kardeşlerimiz, DEMEK Kİ BİZİM ANLADIĞIMIZ ŞEKLİYLE NAMAZ, KUR'AN DA YOK DİYEBİLİYORLAR. Bu düşünce, hurafe ve rivayetlerin namaza ilavelerini, Kur'an da göremediklerinde oluşan bir düşünce. Lütfen unutmayalım, Allah kendi huzuruna duracağımız salatı, çok basit bir şekilde Kur'an da vermiştir, detaylarını aramayalım.
 
İsteyen geleneklerinin ilaveleri ile birlikte Rabbin huzuruna namazla dursun, bu herkezin kendi seçimi, kararı.  Önemli olan Allah ın Kur’an da emrettiği, farzların olmasıdır. Ama hiç kimsenin yaptığına karışmadan, seninki yanlış böyle olmaz demeden ibadetlerimizi yapalım. Rabbimizin huzuruna huşuyla duralım, ondan yardım isteyelim, ona ellerimizi açıp şükürlerimizi sunalım. Daha açıkçası, Allah a açılan kapımızı her zaman, namazla açık bırakalım.
 
Şunu unutmayalım ki, Allah açıklamadığı, detay vermediği hiç bir şeyden hesap sormaz, bizleri sorumlu tutmaz. Allah Kur’an ın ipine sarılın diyor da, sorumlu olduğumuz kitabın Kur’an olduğunu apaçık söylüyorsa, bilelim ki Allah bizleri Kur’an da verdiği hükümlerden, detaylardan hesaba çekecek, sorumlu tutacaktır.
 
Saygılarımla 
Haluk GÜMÜŞTABAK


Sayfa Kategorisi: NAMAZ,ORUÇ VE HAC KONULARI.