KUR'AN A DAVET

 

 

AMACIMIZ HURAFEDEN, BATILDAN ARINMIŞ BİR İSLAM YAŞAMAKTIR. ONUN İÇİNDE REHBERİMİZ,  ALLAH IN KORUMASI ALTINDA Kİ, YALNIZ KUR'AN DIR.

YAZILARIMIN OLDUĞU DİĞER SİTELERİM.

 

https://www.facebook.com/Kuranadavet1

https://hakyolkuran1.blogspot.com/


http://halukgta.blogcu.com/


http://kuranyolu.blogcu.com/

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Takvim

 
Gerekli Linkler

 
TASAVVUF UN İSLAM TOPLUMUNDAKİ YERİ.
Günümüzde tasavvuf denildiğinde, akla ne geliyor diye önce lütfen düşünelim. Eğer edebiyata, şiire meraklıysak, Tasavvuf edebiyatı gelir aklımıza. Dini konulara daha yakın olanların bir kısmı, tarikatları, cemaatleri düşünür. Bir kısmımızın, tasavvuf sözünden, Mevlana, Yunus gelir aklına. Dikkat ederseniz hepsinde ortak bir konu vardır tasavvuf denildiğinde. Yaradan a ulaşmak arzusu, Allah a duyduğumuz büyük sevgi, dostluğa, kardeşliğe davet, kendimizi keşfetme çabası, Allah a ulaşmanın yollarının arayışı, farklı biçimde şekillenir söz ve davranışlarla.
 
Peki, tasavvuf u nasıl tarif edebiliriz? Yaradan a karşı, saf-arı-duru duygularla ulaşmanın, ona sevgimizi anlatmanın yolunu aramak, insan ilişkilerinde mükemmeliyeti yakalamak, Dünya nimetlerinden uzaklaşarak, Allah için yaşamak şeklinde çok farklı boyutlarda özetleyebiliriz. Her dalda boy gösteren bu akımın, bu isimle geçmiş yüzyıllarda anıldığı konusunda, kesin bir bilgi yoktur. Bu akımın Arap toplumunda, Hicri 5. yüzyılda ortaya çıktığı söylenir. Doğrusunu Allah bilir.
 
Bu düşünce ve fikir, toplumsal anlamda sanata, mezheplere ve tarikatlara girmesi, toplum olarak benimsenmesi, belli bir dönemi işaret edebilir. Bu fikrin Âdemden bu yana her insanın farklı şekillerde gönlünde yaşattığı, zaman zaman açığa çıkıp su yüzüne çıktığı, duygularımızın, hislerimizin uç noktalarda yaşandığını söylemek, yanlış olmasa gerek. Bu yöntem, toplumların kendisini boşlukta hissettiği dönemlerde, çok daha belirgin yaşandığını düşünüyorum. Bunun da elbet nedenleri, toplumlarda Allah inancının zaafa uğradı, hakka batıl karıştırarak, toplumların huzursuzluklarının arttığı dönemlerde, çok daha ön plana çıktığını söylersek yanlış olmaz.
 
Biz gelelim, peygamberimizin ölümünden sonraki döneme. Biraz öncede söylediğim gibi, tasavvuf akımı bildiğimiz şekliyle toplumsal olarak,  peygamberimizden çok sonra, toplumun gündemini özellikle meşgul etmiştir. Peki, neden böyle bir düşünce, İslam toplumunda adeta bir gereksinim olarak ortaya çıkmış olabilir. Neden peygamberimiz döneminde değil de, ondan yaklaşık 500 yıl sonra, toplumda böyle bir düşünce akımı özellikle belirgin bir şekilde oluşmuştur. İşte kendimize sormamız gereken, çok önemli bir soru.
 
TOPLUM BİR ŞEYİN EKSİKLİĞİNİ ÇEKİYOR OLMALI Kİ, O EKSİKLİĞİN YERİNİ DOLDURACAK BEŞERİ BİR ŞEYLERİN ARAYIŞINDA OLSUN. Peki, bu eksiklik ne olabilir? Peygamberimizin dönemi ve dört halife dönemleri, bildiğiniz gibi dinin mezheplere bölünmemiş dönemleridir.  KUR’AN IN EMİRLERİNE HARFİYEN UYULARAK, HAKKA BATIL KARIŞTIRMADAN, İSLAM IN ARI-DURU YAŞANDIĞI, YAŞANMAYA ÇABA HARCANDIĞI ÖRNEK ALINMASI GEREKEN ÇOK GÜZEL VE ÖZEL BİR DÖNEM DİYEBİLİRİZ.Gerçi peygamberimizden sonra, bazı toplum ve gurupların siyasi ve menfaat başkaldırışları olmuştur, bunu da unutmamak gerekir.
 
Mezhepler dönemi, dört halifenin sona ermesi ile başlayan, İslam ın ne yazık ki bölünme ve cepheleşme dönemidir. Bu bölünmenin ana nedeni şahsi menfaatler, siyasi kısır çekişmeler ve liderlik arzularından başka bir şey değildir.
 
Allah ın dinde sakın bölünmeyin emrini, nefislerinin arzularına kabul ettiremeyen toplumlar, ne yazık ki bölünmekte bir kusur görmemişlerdir. Bugünde Allah ın apaçık emrini görmezden gelenler, bölünmekte bereket, zenginlik vardır diyecek kadar, gönüllerin mühürlendiği bir toplum olmuşuz. Aslında toplum Tasavvuf dergahlarında bile, inanç adına bölünmenin, farklı bir şeklini yaşamıştır dersek, yanlış söylemiş olmayız.
 
Allah veliler edinmeyin dedikçe de, sanki Rahmana inatla, velisi olmayan cennete gidemez demekte, bir kusur görmemişiz. Allah şefaat tümden bana aittir dediği halde dergah, tarikat ve cemaatlerde edindikleri velilerden, şefaat bekler olmuşlar. 
 
DAHA AÇIKÇASI İSLAM TOPLUMU, NE YAZI Kİ KUR’AN I TERK ETTİĞİ İÇİN, BAŞLARINA GELEN ACI VE KEDERLERİN SONUCU, BÜYÜK BİR ARAYIŞIN İÇİNE GİRMİŞTİR. ADETA GÜNAH ÇIKARTIRCASINA. SANIRIM İSLAM ÂLEMİ, ALLAH IN DİNDE BÖLÜNMEYİN EMRİNİ DUYMAZDAN GELDİKLERİ İÇİN, BÜYÜK BİR İNANÇ BOŞLUĞUNA DÜŞMÜŞ OLMALILAR Kİ, TASAVVUFA SARILMIŞLAR.
 
Peki, tasavvuf geçmiş yüzyıllarda nasıl kullanılmış? Dinde birbirine düşman bölünmüş toplumların, tasavvuf akımını da doğru kullanmalarını beklemek, hayalcilik olur. ELBETTE MEZHEPLER VE ONUN SONUNDA OLUŞAN TARİKATLAR, TASAVVUF SİLAHINI, KENDİ YANLIŞLARINI MASKELEMEK İÇİN KULLANMIŞLARDIR.
 
TOPLUMU İSLAM IN ÖZÜNDEN AYIRIP, UZAKLAŞTIRIP SÖZCÜKLERİ SÜSLEYİP, DUYGUYA, GÖZE VE NEFSİMİZE HİTAP ETMİŞLERDİR BU YOLLAİslam ı akıl merkezinden uzaklaştırıp, duygusal bir çizgiye getirerek, toplumu daha kolay kontrol altında tutmayı, tasavvufla keşfetmişlerdir adeta.
 
Tasavvuf akımını, dini konularda kullananların yaptıklarına bakarsanız, şekilsel ve sözcüklerin itinayla seçilerek dizilişine şahit olursunuz. BURADA ASIL AMAÇ, VERMEK İSTENİLENİ GÖRSEL VE DUYGUSAL YOLLARLA, KARŞISINDAKİ TOPLUMA ANLATMAYA ÇALIŞMAKTIR. Elbette bunun hiçbir zararı yoktur. Hatta bazen çok da faydası olacağını söyleyebiliriz. Fakat İslam ın anlatılmasında, izah edilmesinde, tanıtılmasında, yaşanmasında başvurulacak ilk ve asıl yöntem bu değildir. Onun içinde peygamberimizin döneminde, bu tür bir yönteme başvurulduğu konusunda, öne çıkan hiç bir örnek, bilgi ve kanıt yoktur.
 
İSLAM AKIL DİNİDİR. KUR’AN I ANLAYARAK DÜŞÜNEREK OKUYAN, İNCELEYEN BİR MÜSLÜMAN, ALLAH IN AKLIMIZA MÜRACAATI, BİRİNCİ ÖNCELİK OLARAK ELE ALIR. TASAVVUF İNANCI, BU YOLUN TAM TERSİNE, AKLA DEĞİL YALNIZ DUYGULARA HİTAP EDER. Allah İmtihanda olduğumuzu hatırlatarak, ayetler üzerinde düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı, birçok kez bizlere hatırlatır ve hala düşünmeyecek misiniz, düşünen yok mu türünden uyarılar yapar. Kur’an ın bizlere rehber olduğu konusunu işler. 
 
Toplumların içinde bulundukları boşluk, tasavvufla doldurulmaya çalışıldıysa da, bir kısım cemaat ve tarikatların bu akımı kendilerinin şekillendirmeleri ile yanlış itikatlarını, süslü göstermenin bir yolu olmuştur.
  
Bugün tarikat ve cemaatlerin toplumları nasıl yönettiklerini, din ve iman adına nasıl yön verdiklerini görüyoruz. Adeta kurulmuş bir makine den farksız bir toplum yaratan tarikatların, cemaatlerin, düşünme hakları ellerinden alınmış bir toplum yaratmasınadır itirazımız. BU İTİRAZIMIZ KENDİ ADIMIZA DEĞİLDİR ELBETTE, ALLAH IN KANUNLARININ GÖZ ARDI EDİLEREK, ÖZGÜRCE İMTİHANINDAN ALIKONAN DİN KARDEŞLERİMİZİN, ÖZ İRADELERİNE YAPILAN BASKIYA VE ALDATMACAYADIR İTİRAZIMIZ.
 
Mevlana nın Tasavvufundan güzele, hoşgörüye davet dizelerinden bir bölüm sunmak istiyorum.
 
Sevgide güneş gibi ol, 
 
Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, 
 
Hataları örtmede gece gibi ol, 
 
Tevazuda toprak gibi ol,
 
Öfkede ölü gibi ol,
 
Her ne olursan ol,
 
Ya olduğun gibi görün,
 
Ya da göründüğün gibi ol.
 
Güzel söz sahibine aittir, hayata geçirildiği sürece güzeldir. Hepimiz çok iyi biliriz, hiç bir şey göründüğü gibi değildir. Ne dersiniz, bizler Müslüman toplumu olarak, birbirimize bu güzellikte mi davranıyoruz? Ne yazık ki söylenen güzel sözlerin arkasında, aslında daha farklı gerçeklerin saklandığı, gizlendiği toplum tarafından anlaşılamamakta ve bazı tasavvuf önderleri tarafından toplum farkında olmadan, yanlışa yönlendirilebilmektedirler. TIPKI GÜNÜMÜZDE VAR OLAN CEMAAT VE TARİKATLARIN SÖYLEMLERİ İLE YAŞADIKLARININ ÇOK FARKLI OLDUĞU GİBİ. ONUN İÇİN ALLAH, BENDEN BAŞKA VELİLER EDİNİP, ONLARA SORGUSUZCA GÜVENİP, SAKIN ARDI SIRA GİTMEYİN DİYE BİZLERİ UYARMIŞTIR. TASAVVUF DERGAHINDA İSE, SORGUSUZCA İTAAT ÇOK ÖNEMLİDİR.  
 
SİZCE BİR YERLERDE, BİR HATA YAPMIYOR MUYUZ? NE DERSİNİZ? ELDE APAÇIK SORUMLU OLDUĞUMUZ KUR’AN DURURKEN, YÖNELDİĞİMİZ BEŞERİ ÇIRPINIŞLARIMIZ, HUZUR ARAYIŞIMIZ, ACABA NEFSİMİZİ, RUHUMUZU NE KADAR TATMİN EDİYOR?
 
Mutluluğun reçetesini, beşerin ellerinde ararsak, hastalığımıza çare bulamayacağımızı artık fark etmeliyiz. Eğer fark edemiyor da, gönül gözlerimizi Kur’an ile aydınlatamıyorsak, bunun suçunu kendimizde aramalıyız. 
 
Dilerim Allah dan gönlümüzü, ruhumuzu, nefsimizi FURKAN ile arındırmasını, eğitmesini bilen, Rabbin halis kullarından oluruz. 
 
Saygılarımla 
Haluk GÜMÜŞTABAK
 


Sayfa Kategorisi: GENEL İSLAMİ YAZILAR.