KUR'AN A DAVET

 

 

 

AMACIMIZ HURAFEDEN, BATILDAN ARINMIŞ BİR İSLAM YAŞAMAKTIR. ONUN İÇİNDE REHBERİMİZ,  ALLAH IN KORUMASI ALTINDA Kİ, YALNIZ KUR'AN DIR.

YAZILARIMIN OLDUĞU DİĞER SİTELERİM.

 

https://kuranadavet1.wordpress.com/

https://twitter.com/KURANA_DAVET

http://www.hakyolkuran.com/

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

https://hakyolkuran1.blogspot.com/

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Takvim

 
Gerekli Linkler

 
PEYGAMBERİMİZİN VEDA HUTBESİNDEN ALACAĞIMIZ DERSLER.
Peygamberimizin veda hutbesini okudunuz mu bilmiyorum, ama okumanızı tavsiye ederim. Çünkü Allah ın Elçisinin sözlerinde, çok dikkat çekici uyarılar ve açıklamalar var. Peygamberimizin veda hutbesini, yüz binden fazla kişinin dinlediği rivayet edilir. İlginçtir bunca kalabalığın dinlediği veda hutbesi, günümüze birçok değişik şekilde ulaşmıştır. Elbette bunun bile bizlere vereceği, çok önemli dersler vardır. Bunca kalabalık bir halka söylenen sözler, günümüze çok farklı şekillerde rivayet yolla naklediliyorsa, iki ya da üç kişinin şahit olduğu iddia edilen sözlerin, günümüze nakil yoluyla nasıl farklı geleceği konusu üzerinde, çok dikkatle düşünmeliyiz. Bizlere düşen rivayet edilen her sözü, her bilgiyi Kur’an süzgecinden geçirmek olmalıdır. Bu yazımda Allah ın elçisinin, veda hutbesinden söylediği iddia edilen sözlerinden bazı alıntılar yaparak, bizlerin onun gerçek ümmeti olup olamadığımızı, tavsiyelerinin ardı sıra gidip gitmediğimizi, sorgulamaya açmak istiyorum. Sözlerinin ilk bölümlerinde, Allah ın Elçisi ümmetine bakın ne tavsiyede buluyor.
 
"Sakın benden sonra, ESKİ SAPIKLIKLARA DÖNMEYİNİZ VE BİRBİRİNİZİN BOYNUNU VURMAYINIZ! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur."
 
Ne dersiniz, Allah ın Elçisinin bu vasiyetini dinleyen bir toplum olduğumuzu, sizce açık yüreklilikle söyleyebilir miyiz? Tam tersine, Allah dinde sakın bölünmeyin diye hüküm verdiği halde, bizler bölünmekte bereket, zenginlik vardır dedik, daha sonrada birbirimize düşman olduk. Birbirimizi öldürmekten çekinmiyoruz bile. Müslüman Müslümanı katlediyor, hepimiz de bunu seyrediyoruz. Allah ın elçisi, sözlerimi duyanlar, duymayanlara iletsin diyor. Peygamberimiz vefat ettikten sonra, onun en yakınlarını bile siyasi çıkarları için, öldürmekten geri kalmadılar, lütfen bu gerçeği unutmayalım. Eski sapıklıklara dönmeyiniz, sözünden de çıkartacağımız çok dersler var günümüzde. Çünkü o devrin ehli kitabı, ellerinde apaçık Allah ın kitabı olduğu halde O kitapla yetinmeyip, kitabın dışına çıkmışlar ve atalarının itikatlarını yaşayarak, sanı ve rivayetlerin ardı sıra giderek, dinden sapmışlardır. Acaba günümüzde bizlerin, o günkü toplumdan farkı kaldı mı dersiniz? Kur’an anlaşılmazı zor ve her bilginin olmadığı kitap ilan edildi, ELDE VE DİLLERDE DİN ADINA, NE YAZIK Kİ KUR'AN DEĞİL, RİVAYETLER DOLAŞIYOR. Yine Allah ın Elçisi, öyle sözler söylüyor ki topluma, bu sözleri dikkatle düşünmediğimizde, o günkü toplumun yaptığı yanlışları yapmaya devam ederiz.
 
"Ey insanlar! Muhakkak ki, ŞEYTAN ŞU TOPRAĞINIZDA KENDİSİNE TAPINMAKTAN TAMAMEN ÜMİDİNİ KESMİŞTİR. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız. "
 
Örnek İnsan, Başöğretmenimiz Allah ın Elçisi, bu sözleriyle çok ama çok şeyler anlatıyor ümmetine. ÇOK ÇALIŞTIK EL BİRLİĞİYLE, BU TOPRAKLARDA ŞEYTANI KAPI DIŞARI ETTİK DİYOR. İşte bu kısmı çok önemli. Allah Kur’an da şeytanı kendimizden uzaklaştırmamız için, ne diyordu? Kur’an ın ipine sarılın. Allah ın Elçisine de Rabbimiz, kullarıma Kur’an ile öğüt ver diye emrediyordu. Peki biz bu uyarılara uydukmu, yoksa cahiliye devrinin yanlışlarınımı yaşıyoruz? Uyarıya bakarmısınız lütfen. Ufak tefek işlerinizde, birşey olmaz diye sakın şeytana uymayın diyor. Çünkü bundan birşey olmaz deyip, bir yanlışa göz yumarsak, BUNUN ARKASI GELECEKTİR. ELBETTE BU YANLIŞLARIN SONU NEREYE VARIR, ONU ALLAH BİLİR. Günümüzde bu yanlışların sonu nereye vardığını hepimiz görüyoruz, ne yazık ki o küçük yanlışlar büyüdü ve bizler Kur'an ı terk ettik ama farkında değiliz. Yine sizlere çok önemli bir ayet hatırlatmak istiyorum, bu konu ile ilgili.
 
Zühruf 36: Kim Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa, biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur.
 
Demek ki şeytandan uzak kalabilmek ve onun çabalarını boşa çıkarmak için, Kur’an a sarılmamız kesin Allah ın hükmüdür. Allah ın Elçisi de ona işaret ediyor ve diyor ki, şeytanı artık bu topraklardan Kur’an ile uzaklaştırdık, bunun devam etmesi için yine yalnız Kur’an ın ipine sarılmalısınız. Sakın emin olmadığınız bilgilerin, rivayetlerin sanı sözlerin ardına düşmeyiniz ki, şeytan yanınızdan ebedi uzak olsun. Ne güzel bir öğüt. Peki, bizler Allah ın Elçisinin bu öğüdünü dinliyor muyuz? Hiç sanmıyorum, ÇÜNKÜ İMANIMIZIN SINIRLARINI ARTIK, KUR’AN BELİRLEMİYOR NE YAZIK Kİ. Emin olmadığımız rivayetler, Kur’an ın önüne geçti. Hatta bu rivayetler olmasa, Kur’an kapalı kalırdı, anlayamazdık diyerek, emin olmadığımız bilgilerle Kur’an ı anlamaya çalışıyoruz. 
 
Sizce bizler bu yanlışları yaparak, Allah ın Elçisinin şeytanı yakınından uzaklaştırdığı gibi, bizlerde uzaklaştırmış olabilir miyiz? Yoksa Kur’an ı anlaşılması zor ilan edip, beşerin kitaplarına sarılarak,  içimizde yetiştirdiğimiz şeytanlaşmış insanlar sayesinde, şeytan artık bana ihtiyaç yok diyerek, kendisine yardımcı olan insanlar sayesinde, tatile mi çıktı, ne dersiniz? Yine Allah ın Elçisinin veda hutbesinde söylediği iddia edilen, çok önemli bir sözünü alıntı yapmak istiyorum.
 
"Müminler! SİZE BİR EMANET BIRAKIYORUM Kİ, ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah'ın kitabı Kur'an'dır. "
 
Bu sözleri okuduğunuzda sanırım bu önerinin, Kur’an ın belki de yüzlerce ayetinin paralelinde olduğunu anladınız.  Ama bu bölüm, ne yazık ki günümüze kadar gelen veda hutbesinde, üç değişik şekilde gelmiştir. Onları da yazalım ve Kur’an ayetleri ışığında, hangisi doğru olabilir düşünelim.
 
"Ey müminler! SİZE İKİ EMANET BIRAKIYORUM, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin sünnetidir."
 
"Ben sizin aranızda iki ağır-paha biçilmez emanet bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız: ALLAH’IN KİTABI VE BENİM EHL-İ BEYTİM."
 
Ne dersiniz, sizce hangisi doğru olabilir? Allah sizlere indirdiğim Kur’an a onun ipine sarılın, sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim dedikten sonra, elçisine de dönerek, sana indirdiğim Kur’an ile kullarıma hükmet diye apaçık hükmünü veriyorsa, emin olmadığınız bilgilerin sakın ardına düşmeyin diye de bizlere tembih ediyorsa, sizce hangisinin doğru olup olmadığı, açık değil midir?  Yine Allah ın Elçisinin veda hutbesinde söylediği iddia edilen, bizlere vasiyet ettiği bazı sözlerini hatırlatmak istiyorum.
 
"MÜMİNLER! SÖZÜMÜ İYİ DİNLEYİNİZ VE İYİ BELLEYİNİZ! MÜSLÜMAN MÜSLÜMAN'IN KARDEŞİDİR VE BÖYLECE BÜTÜN MÜSLÜMANLAR KARDEŞTİRLER. BİR MÜSLÜMAN'A KARDEŞİNİN KANI DA, MALI DA HELAL OLMAZ."
 
Doğrusu bizlerin Allah ın elçisinin vasiyetine, ne kadar riayet ettiğimizi söylemekten utanıyorum. Ne dersiniz,  siz utanmıyor musunuz? Yanı başımızda Müslüman komşu devletler, yine Müslüman devletlerin birbirini kışkırtmaları ile savaşıyor, birbirlerini öldürüyor, kanını döküyor hem de kadın, çoluk çocuk demeden. Evlerinden, yuvalarından ediyorlar birbirilerini. Bizler mahşer günü, ne Allah ın nede peygamberimizin yüzüne bakamayacağımız çok açıktır. Allah ın Elçisinin veda hutbesinde ümmetini uyardığı, çok önemli dört konu üzerinde, sizlerin düşünmenizi rica ediyorum. Bakın ne diyor Allah ın elçisi.
 
Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:
 
— Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. 
 
— Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz. 
 
— Zina etmeyeceksiniz. 
 
— Hırsızlık yapmayacaksınız.
 
Çok dikkat çekici ve bir o kadarda önemli dört uyarı. Peygamberimiz Allah a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız diyor. Peki, bu sözden ne anlamalıyız? Allah Kur’an da bu konuya da açıklık getiriyor ve diyor ki, YALNIZ BANA KULLUK EDECEK, YALNIZ BENDEN YARDIM İSTEYECEKSİNİZ.  Eğer bunu yapıyorsanız, Allah a ortak koşmuyorsunuz demektir.  Yok eğer bizler yardımı şefaati Allah dan değilde Elçisinden yada kendimize edindiğimiz veli, şeyh efendilerden diliyorsak, Allah a ortak/şirk koşuyoruz demektir. İslam ı tarikat ve cemaat eksenli yaşayan din kardeşlerimiz, bilmem kim efendi Allah dostudur, bizlere şefaat edecek diyor ve buna inanıyorsa, şefaat ya Allah, dememiz gerekirken ŞEFAAT YA RESULALLAH diyorsak, lütfen bu yanlışı tekrar gözden geçirelim. 
 
İkinci olarak önemle yapmamızı istemediği konu, Allah ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmek konusu. Ne dersiniz bu konu üzerinde, düşünmeye gerek var mı? Her gün Allah ın Elçisinin ruhunu sızlattığımız, sizce açık değil mi?  Zina etmeyiniz konusu ise, İslam toplumunda maşallah içler acısı. Müslüman bir ülkede, 8-12 yaşlarındaki bir çocukla, 40-50 yaşında evlenen ama evlendiği gece aşırı kanamadan ölen yavrumuzun haberini okudum. Yazıklar olsun bizlere ki, Müslüman toplumu olarak bu haberi seyrettik. Çok fazla gündemimize bile girmedi. Çünkü ülkemizde de, bunun benzerlerinin örnekleri çok yaşanıyor. Birde nefislerimizin oluşturduğu imam nikahı konusu. Allah ın emrettiği nikah tektir, oda kayda alınarak kadının tüm haklarının sağlandığı evlenme şeklidir. Diğeri, Allah ın huzurunda kabul görmeyen bir nikahtır, hatırlatmak isterim.
 
Allah zina yapmayın diyor ama bizler nefsimizi Kur’an ile eğitmediğimiz için, parayla kiraladığımız, anlaşma yaptığımız üç ya da beş günlüğüne, kendi uydurduğumuz bir nikâhın, dinde yeri var kandırmacası ile bazı mezheplerde MUTA nikâhını, dine sokmaktan çekinmiyoruz. Biz zina yapmıyor mu oluyoruz bu durumda? İmam nikahı dediğimiz nikah, kadının hiç bir hakkının korunmadığı, söz sahibi olmadığı, hatta kanunlarımızda kadını korumadığı için geçerli bir nikah değildir. Böyle bir nikah da Allah katında elbettte geçerli olamaz. Allah ı kandıramayız, ancak bizler kendimizi kandırıyoruz. İmam nikahı kıydım diyerek, aldığımız eşlerin durumunu fıkıhtan değil, lütfen Kur'an dan anlamaya çalışın, ne demek istediğimi anlayacaksınız.
 
Dini topluma anlattığını zanneden, öyle zavallılar var ki günümüzde, zina videoları görüntüleri internette dolaşıyor. Bu insanlar ise hala, toplumun gözünün içine baka baka, dinden Allah tan bahsediyor. Bizlerde aval aval seyrediyoruz, onları dinliyoruz. Gözler perdeli, gönüller mühürlü olunca, demek ki böyle oluyormuş. Dördüncü olarak, hırsızlık yapmayınız diye uyaran Allah ın Elçisini, acaba bugün bizler ne kadar dinliyor olabiliriz? Devleti talan edenleri gördükçe, kendi çıkarları için, haksızlıkları kendilerine hak görenleri izledikçe, haktan bahsedip, her türlü haksızlıklar yapanlar, acaba Allah ın Elçisinin vasiyetine uyduğunu, onun sünnetini yaşattığını söyleyebilir mi? Onun ümmeti olmaya layık olduğumuzu, bunları yaparak mı iddia edeceğiz. Allah ın Elçisi, konuşmasının sonunda şöyle diyor.
 

"İNSANLAR! YARIN BENİ SİZDEN SORACAKLAR, NE DİYECEKSİNİZ? "

 
Oradaki topluluk cevap veriyor ve bakın ne diyorlar.
 
"ALLAH'IN ELÇİLİĞİNİ İFA ETTİNİZ, VAZİFENİZİ HAKKIYLA YERİNE GETİRDİNİZ, BİZE VASİYET VE NASİHATTE BULUNDUNUZ, DİYE ŞAHADET EDERİZ!"
 
Oradaki toplum Allah ın Elçisine, çok güzel bir cevap vermiş. Ama ya bizler bu cevabın gereğini yapıyor muyuz? Hiç sanmıyorum. Allah ın Elçisi buradaki konuşmalarımı, burada olmayanlara nakledin demiş. İnsanların Nefisleri, kendi çıkarları doğrultusunda, birbirinden çok farklı şekillerde ilavelerle farklı ulaştırmış, aktarmış kendisinden sonraki toplumlara bu sözleri. Bunun vebalini düşünen var mı? Allah ın Elçisi söylemediği halde, bu Resulün sözüdür demenin, nelere mal olacağını biliyor muyuz? 
 
O gün Allah ın elçisini dinleyen büyük kalabalık, bize vasiyet ettiniz diyenler, acaba Resul vefat ettikten sonra, o gün veda hutbesinde ki vasiyetini hatırlayıp, hayatlarına geçirmişler midir sizce? ONLARINDA NELER YAPTIKLARINI ÇOK İYİ BİLİYORUZ. Müslüman olduğunu söyledikleri halde, Allah ın Elçisinin en yakınlarına bile neleri yapmaktan çekinmediklerini, hatırlamak bile istemiyorum. Hadi onları bırakalım, kendimize bakalım. Bizler Allah ın Elçisinin, tebliğ ettiği Kur’an üzerinde mi tek yumruk olup, vasiyetlerini hayatımıza geçirdik, yoksa Kur’an bizlere yetmez, her hüküm Kur’an da açıklanmamıştır diyerek, emin olmadığımız bilgilerle mi yaşar olduk İslam ı, ne dersiniz? Yorum ve karar sizlerin. Elimizde Allah ın rehberi, Yaradan ın korumasında apaçık duruyor. İsteyen ona sarılır, onun nuruyla nurlanır, isteyen onda her bilgi yok der, edindikleri velilerin kitaplarına sarılır. Kimin en doğru yolda olduğunu, yalnız Rabbimiz bilir. Bizlere düşen akıl ve Kur’an merkezinde, imtihanımızı yaşamak olmalıdır.
 
Yunus 100:  Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.
 
Saygılarımla 
Haluk GÜMÜŞTABAK