KUR'AN A DAVET

AMACIMIZ HURAFEDEN, BATILDAN ARINMIŞ BİR İSLAM YAŞAMAKTIR. ONUN İÇİNDE REHBERİMİZ,  ALLAH IN KORUMASI ALTINDA Kİ, YALNIZ KUR'AN DIR.

YAZILARIMIN OLDUĞU DİĞER SİTELERİM.

 

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel

http://halukgta.blogcu.com/

http://kuranyolu.blogcu.com/

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Takvim

 
Gerekli Linkler

 
KUR'AN IN EMRETTİĞİ İBADETLERİN BİZLERE FAYDALARI.
Bugün sizleri, Kur’an da Allah ın emrettiği ve bizlerin yapmasını istediği namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek gibi konuların üzerinde konuşmak ve sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum. Aşağıda yazacaklarıma bizlere fayda sağlayan, sizlerde kim bilir ne güzel şeyler düşüneceksiniz. Çünkü saymakla, yazmakla bitmez.
 
Acaba Yaradan bu ibadetlerin yapılmasını kendisi için mi istiyor, yani benim için namaz kıl, benim için oruç tut, ya da benim için zekât ver mi diyor? 
 
Elbette hayır. Tam tersine ne keseceğiniz kurbanın kanı bana ulaşır, nede ben sizlerin kılacağınız namaza da oruca da muhtaç değilim der. Peki, bizlere yapılmasını emrettiği bu görevlerin ne faydası olabilir hiç düşündük mü? Şunu da söylemeden geçmemek gerekir, Rabbimiz bizlerden kendisi için istediği tek bir şey var, oda kendisini inkâr etmeden yüceltmemizi ve bol bol hatırlamamızı, kendisinden yardım dilememizi istiyor, işte büyüklüğün şanı da burada. 
 
Önce namaz kılın emrini birlikte düşünelim. Namazın bizlere ne faydası olabilir. Namazı günün belirli saatlerinde kılarız ve her kılışımızda Allah gelir aklımıza, çünkü onun huzurunda saygıyla kıyam ederiz, ona yönelir ondan isteklerde bulunuruz. Onu aklımızdan çıkarmadığımız içinde, her zaman yanımızda olduğu bilinciyle, atacağımız her adıma dikkat ederiz.
 
İşte en büyük faydası bana göre bu olsa gerek. Elbette birçok faydası var, üstünde durmamız gereken en önemli konu, Yaradan ı her an hatırlamak ve onun gücünü benliğimizde hissetmektir. Peki, bunun anlamı nedir diye bir soru gelebilir akla. İnsanoğlunu Yaratan öyle yaratmış ki, ona verdiği nefis mutlaka bir kontrol mekanizması ile kontrol altına alınmadığı takdirde, akla gelmeyecek istek ve arzuların peşine gidebilir.
 
İşte Allah ta yarattığı kulunu biliyor ve insanları namaz ile nefsini kontrol altına alarak, onu dizginlemek ve kontrol etmek istiyor. Velisi olmadan büyüyen çocukları düşünün lütfen. Gerektiği yerde kulağını çeken, onu ikaz eden bir büyüğü olmadan büyüyen çocuklar, hatırlarsınız sorunlu bir yaşantıları olur ve çok hatalar yaparlar hayatlarında. İşte biz insanlarda namaz ile her gün Rabbin karşısına çıkıp ona sözler vermemiz, onu hatırlamamız, anmamız bizlerin yanlışlar yapmamıza engel olacaktır. Anlamını bilmeden okuduğumuz duaların ve ne söylediğini bilmeden kıldığımız namazların, bizlere bu saydığım faydaları ne kadar sağlar, onu sizin yorumunuza bırakıyorum.
 
Oruç konusuna gelince, sanırım hiç birimizin aç kalması Rabbimizin işine yaramaz, ona hiçbir faydası da dokunmaz. Peki, oruç tutmanın bizlere ne faydası olabilir? Yine bedenimizin eşsiz mimarı Yüce Rabbimiz, demek ki oruca ihtiyacımız var ki, onu bizden istiyor. Yoksa bizleri açlıkla cezalandırmak için değil elbette. Kur an ayetlerini hatırlarsanız, oruç bizden öncekilere de farz kılındığı açıklaması yapılır. Demek ki orucun insana çok faydası olmalı ki, tüm insanlara Rabbimiz önermiş.
 
Bu konuyu birlikte düşünelim, oruç tuttuğumuzda bedenimize ne gibi faydaları olabilir? Günün en hareketli saatlerinde hiçbir şey yemeden, içmeden durmak iç organlarımızın çalışmasını yarıya indirip, bir ay dinlendirmek, sanırım fabrikayı bir ay bakıma alıp makineleri bakımdan geçirmek gibi bir şey olsa gerek.
 
Oruçlu halimizi düşünmeye devam edelim, bu durumda duygularımızı hatırlayalım, onda hiçbir faklılık olmuyor mu? Yapmak istediklerimizi yapamamanın, içgüdüsel kontrol mekanizmasında yaptığı güçlenme duygusunu, hiç hissetmediniz mi? Çok sevdiğiniz şeyleri yiyememek, ya da cinsellikten uzak kalmak, çok istediğimiz halde, nefsimize hâkim olmanın verdiği gücü, kuvveti hiç hissettiniz mi içinizde?
 
Arkadaş ortamında, diğer günlerde belki de yaptığınız tatsız konuşmalar, ya da sinirlenerek birbirimize söylediğimiz kötü sözler den de uzak kalmanın, hiç mi diğer aylarda faydasını görmüyoruz? Aç kalmanın nefsimize ve duygularımıza yaptığı olumlu etkiyi, sanırım her oruç tutan kalbinin derinliklerinde hissetmiştir. Aç kalmamızın Rahman a hiçbir faydası elbette yoktur. Oruç bizlerin hem bedenimize, hem de nefsimize hâkim olmayı öğretmektedir.
 
Zekât verme konusuna gelince. Vereceğimiz zekâtın, hayrın Yaratıcıya asla bir faydası olamaz, peki neden istiyor bizden o zaman Rabbimiz? Kur an ı anlayarak okuyan kardeşlerimiz çok iyi bilir ki, Allah ben insanları farklı yarattım der. Fakiriyle, zenginiyle bu dünyanın bir imtihan meydanı olduğunu söyler bizlere. İşte eşit yaratmadığı toplumun, yeryüzündeki yaşantısını dengeleme unsuru da zekâttır. Bunun bilincinde olan toplumlar, doğru düzeni kurabilmişlerdir.
 
Yaradan kimine bol rızık verir, kimine kısarım ve onları mallarıyla dener ve imtihan ederim diyor. İşte bunları söylerken de Kur an ın birçok yerinde, kazancımızdan durumu iyi olmayanlara vermemizi, infak etmemizi emreder bizlere. Bu durumu öyle bir örnekle anlatır ki, sanki verilen zekât Allah ın kendisine verilmiş gibi açıklanır. 
 
Hatırlayın, ALLAH BANA BİR BORÇ VERİN DER, bizleri zekâta yönlendirmek için. Vereceğiniz zekâtın karşılığını kat kat benden alacaksın diyerek özendirir bizleri. Allah öyle bir düzen kurmuş ki, insanların mutlu ve huzurlu yaşayabilmesi için, ADETA OLANIN OLMAYANA BORCU OLDUĞUNU VE BUNUN ADININ DA ZEKÂT OLDUĞUNU ANLATMAYA ÇALIŞIR BİZLERE Kur an da. Bunlara uyulmadığı, zekâtın yalnız adının kaldığı günümüzde ki toplumların acıklı sonu, önümüzde duruyor. 
 
Fakirin zengine düşmanlığı artık ayyuka çıkmış, insanların birbirinden nefret etmesini sağlamış. Zengin elindeki paranın ve malın gerçek sahibi, kendisi sanmanın gururu ile karşısındakilere yukarıdan bakmakta ve Kur an ın emirlerinden habersiz yaşamaktadır.
 
Daha söylenecek çok ama çok şeyler var. Tüm bunların sebebi Allah ın kurulmasını istediği düzenden, bizlerin hiç ama hiç haberi olmamasından kaynaklandığının, farkında bile olmadığımız acı gerçeğini, ne zaman fark ederiz bilemiyorum.
 
ZENGİN MALININ KENDİSİNE AİT OLMADIĞINI ÖNCE FARK ETMELİDİR.  Fakir ise bulunduğu ortamın karamsarlığından kurtulup, her üzüntünün kederin sonunda mutlaka huzur ve mutluluk veririm diyen Rabbimizi hatırlamalı ve bu bilinci benliğine yerleştirmelidir. Bunun içinde azimle, dürüstlükle çalışırsa işte o zaman Rabbimiz in istediği ortamı yakalarız diye düşünüyorum.
 
Yazdıklarımı okuyan kardeşlerimin, bazılarının aklından şöyle bir düşüncenin geçtiğini tahmin ediyorum. BU SÖYLENEN DÜZENİ KURMAK BİR HAYAL, YETİŞTİRDİĞİMİZ KUR AN DAN UZAK NESİLLE Mİ BUNLARI GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ DİYENLERİ DUYAR GİBİYİM. BELKİ DE HAKLISINIZ, AMA BİZLERE DÜŞEN GÖREV, PES ETMEK DEĞİL, AZİMLE TOPLUMA BUNLARI ANLATMAKTIR.
 
ARZU ETTİĞİMİZ DÜZENİN MİMARI, BUNUN YOLUNUN KUR’AN DAN GEÇTİĞİNİ SÖYLÜYOR. Peki, bizler Kur an ı mı rehber aldık, yoksa Kur’an ın karşısına adeta koyduğumuz, beşerin ciltlerce dolusu kitaplarını mı? Düşünebiliyor musunuz bizlere yıllarca, Kur anı sizler anlayamazsınız dediler. Madem anlayamayız, bizlerde ona saygıyı göstermek için yatak ucumuza en üste astık. 
 
Ama bizlere dini anlattığını söyleyenler, hayır dediler sanki Yaradan la inatlaşırcasına, Kur anda her şey yoktur o özet bilgiler vardır, İslam ı öğrenmek yalnız Kur’an la olmaz, öğrenmek için beşerin yazdığı fıkıh kitaplarını okumalısınız diyerek, bizleri ciltlerce dolusu kitaplara yönlendirdiler. Böylece Kur’an devre dışı kaldı. Mahşer günü peygamberimizin söyleyeceği o acı gerçeği, ne yazık ki bugün günümüzde yaşıyoruz. Halbuki Yaradan ne demişti Kur’anda.
 
Zühruf 44: Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İLERİDE ONDAN SORUMLU TUTULACAKSINIZ.
 
Düşünen aklını kullanan, cevap olarak diyor ki, Allah kullarına anlaşılmayan kitap gönderip, daha sonra da ondan sorumlu tutmaz. Rabbimiz bu kitabı anlaşılması için kolaylaştırdım diyorsa, ben ona inanıyorum ve onu anlamaya çalışıyorum der. Hâlbuki Yüce Rabbimiz, Kur anın ipine sarılın sizi bana ulaştıracak Kur an dır dediği umursanmıyor bile. Sakın velilerin ardına düşmeyin diyen Rabbimiz e inatla, bizleri olmadık velilerin, şeyhlerin, efendilerin ardına sürüklüyorlar. Şefaat tümden bana aittir diyen Allah a inatla, birçok şefaatçiler ediniyorlar, hiç düşünmeden.
 
Bizler böyle bir ortamda İslam ı yaşarken, yukarıda saydığım ve Allah ın doğru yaşamanın, mutlu olmanın sırlarını verdiği namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermenin huzurunu, faydasını doğru düzeni kurmayı, gerçek amacına ulaştırabilir miyiz dersiniz? Hiç sanmıyorum, Kur’an ı anlayarak, düşünerek okuyanlar iyi bilir, Rabbimiz bazı namaz kılan kullarına kızıyor ve yazıklar olsun onlara diyor. Sizce bunlar kimler olabilir? Onun yorumunu da sizlere bırakıyorum.
 
Dilerim Rabbimizden, artık Kur an ışığının, rehberliğinin farkına varırız. Kur an a iman ediyorum demekle, ona iman etmiş olmayacağımızı bilmeliyiz. KUR’AN A İMAN ETTİĞİMİZİ, O NA UYMAYAN SÖZLERİ BİZLERE GETİRENLERE KARŞI, BU SÖZLERİ KABUL ETMEMEKLE GÖSTERMELİYİZ. BUNU YAPARAK HEM PEYGAMBERİMİZİN YOLUNDA GİTMİŞ OLURUZ, HEM DE KUR AN A GERÇEK İMAN EDENLERDEN OLURUZ. 
 
Rabbimiz Kur’an a özüyle, sözüyle, aklıyla, fikriyle iman eden kulları arasına, bizleri de alması dileklerimle.
 
Saygılarımla 
Haluk GÜMÜŞTABAK


Sayfa Kategorisi: NAMAZ,ORUÇ VE HAC KONULARI.